Yeni bir parti kuracağı ileri sürülen ancak iddiaları ne doğrulayan ne de yalanlayan AK Partili Ahmet Davutoğlu sessizliğini bozdu.

"Bugün kritik bir tarihi eşikte bulunuyoruz" diyen Davutoğlu, "31 Mart seçimleri ve ardından yaşananlar ile birlikte ortaya çıkan toplumsal ve siyasal tablo partimizin ve ülkemizin geleceği ile ilgili kamuoyuna açık, şeffaf ve sağduyulu bir muhasebenin yapılmasını gerekli kılmıştır" açıklamasında bulundu.

DAVUTOĞLU: ‘PARTİMİZ YENİ TEMELLER ÜZERİNDE YENİDEN İNŞA EDİLMELİ’

Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı toplumla kopuş yaşamakla itham etti, AK Parti'ye önerilerde bulundu: "Partimiz ve ülkemiz, hırslarına esir düşmüş dar ve çıkarcı bir çevrenin ikbal kaygılarına terk edilemez. Partimizin kurumsal yapısı güçlendirilmeli, teşkilatlarımız asli niteliğine ve işlevine kavuşturulmalı ve milletimizle olan bağımız tevazu temelinde yeniden inşa edilmelidir." Dedi.

DAVUTOĞLU: ‘PARTİ BAŞKANLIĞI İLE CUMHURBAŞKANLIĞININ AYNI KİŞİDE OLMASI SAKINCALI’

Facebook hesabından açıklama yapan Davutoğlu, "Demokratik başkanlık sistemlerinde gözlendiği gibi Cumhurbaşkanının parti üyeliğine sahip olması bir sorun teşkil etmemekle birlikte genel başkanlık görevinin de aynı kişi tarafından yürütülmesi hem devlet işleyişi hem parti kurumsallaşması açısından sakıncalar doğurmaktadır" uyarısında bulundu. Davutoğlu “Ülkemizin geleceği açısından bakıldığında ise, şu hususlardaki kanaatlerimi paylaşmayı gerekli görüyorum” diyerek şu ifadeleri paylaştı;

‘İTTİFAK YAPILANMASI ORTAK DEĞERLERİMİZİN YIPRANMASINA YOLAÇMIŞTIR’

• Cumhurbaşkanlığı sistemi ile birlikte gelen ittifak yapılanmaları beklenenin aksine siyasi yelpazedeki dağınıklığı gideremediği gibi siyasi kutupların oluşmasına ve toplumu bir arada tutan ortak değerlerin yıpranmasına yol açmış görünmektedir. Seçim sürecinde ittifak yapılarının cepheleştirici karakterinden kaynaklanan sert söylemler siyasi kutuplaşmayı tehlikeli boyutlara taşıyarak, toplumsal barışımızı ve ortak aidiyet bilincimizi zedelemiştir.

• Seçimlerde yarışanlar düşmanlar değil, siyasi rakiplerdir. Kazanan ise sandıktan kim çıkarsa çıksın milletimiz ve demokrasimizdir. Bu sonuca saygı duymak da herkesten önce siyasilerin görevidir. Beka endişeleri demokrasiyi askıya alma heveslerinin gerekçesi olamaz. Aksine devletimizin bekasının temeli demokratik meşruiyettir.

‘RAKİP PARTİLERİ DÜŞMANLAŞTIRMANIN SONUCU AĞIR OLUR’

• Beka söylemi ile rakip partileri düşmanlaştırmanın, siyasi rekabeti aşan kutuplaşmaların nelere sebep olabileceğini ne yazık ki Ankara’da aslında hepimizi birleştirmesi gereken bir şehit cenazesinde gerçekleşen çirkin saldırıda yaşadık. Ana muhalefet liderine dönük bu saldırıyı bir kez daha kınıyor, herkesi demokratik düzen içinde hareket etmeye ve kutuplaştırıcı siyasi söylemlerden uzak durmaya davet ediyorum.

‘MİLLET HİÇBİR MAKAM TARAFINDAN AŞAĞILANAMAZ’

• Milletlerin huzuru, devletlerin bekası ve toplumların düzeni için en temel unsur ortak aidiyet bilincidir. Hepimizin her an zihnimizde tutması gereken en temel gerçek şudur: Türkiye Cumhuriyeti, 82 milyon vatandaşın ortak iradesinin ve sahiplenmesinin eseridir. Dolayısıyla, insan onuru ile taçlandırılan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı kimliği taşıyan hiç kimse hiçbir makam ve güç sahibi tarafından tahkir edilmemeli; inancı, cinsiyeti, engeli, dili, ırkı, siyasi düşüncesi, felsefi anlayışı ve hayat tarzı sebebiyle ayrımcılığa maruz bırakılmamalı, herhangi bir şekilde nefret söylemine muhatap kılınmamalıdır.

‘YARGIYI KONTROL ALMA ÇABALARI EN BÜYÜK SUÇTUR’

• Bu ortak aidiyet bilincine dayalı toplumsal düzenin ilk erdemi ve esası adalettir. Sağlam bir adalet felsefesine dayanmayan hukuk yapısı ile insan hayatının, aklının, inancının, neslinin ve mülkünün teminat altına alınmadığı sosyal ve siyasal düzenler iç ve dış her türlü müdahaleye, saldırıya ve kaosa açık hale gelir. Hukuk güç biriktirme alanı değil, gücü denetleme ve ahlaki çizgiye getirme alanıdır. Yargının kontrol altına alınması çabası hangi gerekçeyle ve kim tarafından yapılırsa yapılsın en büyük suç olarak görülmelidir.

‘HER TÜRLÜ SORUŞTURMA VE YARGILAMADA ASIL OLAN ADALETTİR’

• Yakın tarihimizde ülkemizin ve milletimizin geleceğini tehdit eden en hain girişimi 15 Temmuz gecesi durduran güç milletçe gösterdiğimiz onurlu direniştir; bu direnişi nihai zafere taşıyacak olan ise bu yargı sürecinde adalet terazisinin doğru işletilmesidir. Bir hakim ve savcı hüküm verirken ya da iddianame hazırlarken davanın mahiyeti ve nihai adalet ölçüsü dışında hiç bir kaygı taşımamalı ve hiç bir müdahale veya telkine maruz bırakılmamalıdır.

‘ÜST DÜZEYDEKİLER YERİNDE KALIP DA ALTTAKİLERE İŞLEM YAPILMASI SORU İŞARETİ GETİRİYOR’

• FETÖ ile tavizsiz verilmesi gereken mücadelede farklı kişilere farklı kriterler uygulanması, yürütülen mücadeleye zarar vermektedir. Bu konuda hukukun en temel ilkesi olan ‘suçların şahsiliği’ ilkesi özenle korunmalıdır. Bazı durumlarda, örgüt okullarında okumuş, kardeş ya da akrabaları örgütün ve darbe sürecinin önemli elemanları arasında olan kişilerin en üst düzey devlet görevlerine atanmasında sakınca görülmezken alt düzey bir memurun yakınlarından birinin yine alt düzey bir ilişkisi sebebiyle işten çıkarılması kamu vicdanında FETÖ ile mücadele konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır.

‘BU YENİ SİSTEM HALKIMIZIN BEKLENTLERİNİ KARŞILAMIYOR’

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haberwww.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırmawww.bilgeturksam.com
Video Haberwww.sarizeybek.tv
Özel Haberwww.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAPwww.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ