Ana Sayfa
08 Aralık 2016 ( 2483 görüntülenme )

Bu ülkede bizim gibi milyonlarca yürek var...

Kimse boşa şehit olmadı, bu hayat boşa yaşanmadı...
12.00

Burası Şemdinli, Hakkari’nin ilçesi.

Tek girişi var Yüksekova’dan gelen, başka yolu yok.

Çıkmaz bir sokak; soldaki toprak yolu izlerseniz İran’a, sağdan Şemdinli Çayını takip ederseniz Barzani’nin Irak’ına ulaşırsınız. Tam karşınızdaki Gomane Tepe, sağında uzanan sırtlar ise konumuz olan EfkarTepesi.

 

PKK’lı teröristlerin ‘84’te ilk baskını gerçekleştirdikleri ilçemizdir burası.

Abdullah Öcalan’ın:[1]

’Eruh ve Şemdinli ilçelerine baskın düzenleyen birliklerimiz Kuzey Irak’ta KDP’nin kontrolündeki bölgede hazırlanmıştır. Bu kamp Lolan kampıdır. Bu dönemde biz KDP lideri Barzani ile irtibat halindeydik.’’, sözleriyle anlattığı Şemdinli.

 

Bu baskın için siz; ‘’İşte terör bu, çözülmesi güç bir kördüğüm’’, diyorsanız eğer, dört şeye dikkat etmeniz gerekiyor; yıllar, yerler, olaylar ve kişiler; o yılların kördüğümünü teşkil eden dört ipucu işte bu:

Yıl 1984, yer Lolan, olay Şemdinli baskını, kişiler Özal, Öcalan ve Barzani. 

Yıl 1984; Öcalan ‘79’da Suriye’ye kaçmış, terörist toplama ve eğitim kampları kurmuş, 12 Eylül harekâtı olmuş, Özal Başbakan seçilmiş ve Barzani PKK ile anlaşmış ama bizim haberimiz yok; kim kime ve neye hizmet etmiş, bilmiyoruz.

 

Bir müdahalemiz yok; Suriye rahat, Öcalan rahat, Barzani rahat, Özal rahat, teröristler rahat ama şehit olan biz, acı çeken biz ve biz rahat değiliz.

 

Kişiler; Özal, Başbakanımız, bizim başbakan.

Bir yanım Kürt, diyen, PKK’yı üç beş çapulcu olarak niteleyip milli güçleri seferber etmeyen Özal.

 

Barzani, Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri, bugünün Barzani’si, PKK ile anlaşan ve ona Irak’ta yer ve kamp tahsis eden Barzani, kırmızı pasaport verdiğimiz Barzani. Öcalan ise bizim

 

Öcalan, katil robotların başı, o yıllarda Suriye’de idi, şimdi ise İmralı’da PKK’yı yönetiyor.

 

Yer Lolan; Şemdinli güneyi, Hakurke’nin yanı başı, sınırlarımıza uzaklığı beş saatlik bir yaya yürüyüş mesafesi. Çayı ile meşhur, ünlü Lolan Çayı, köprüsü ile meşhur, Lolan köprüsü; dağlık, yeşillik ve sulak bir arazi. Ülkemize en yakın yolu Hakurke, Ari ve Gasto’dan geçiyor. Sola yani batıya uzantısı Gelyaraş ve Kanyaraş; hayat vadisini, Erbil ve Diana yolunu kontrol altına alıyor, tıpkı bugünkü gibi. Burada eğitim yapmış teröristler, burada yetiştirilmiş ve gelip Şemdinli baskınını yapmışlar ama haberimiz olmamış.

 

Lolan önemli bir arazi parçası teröristler için. 

Aradan yıllar geçecek, Lolan, Hakurk ve Durjan ile birleşecek, Barzani himayesinde ana terörist kampı olacak, ülkemizdeki cinayetleri buradan yönetecek ve yönlendirecek ama kim nereden bilecek ki bunu!

 

1992’de para, silah, yiyecek ve giyecek verdiğimiz Barzani’nin PKK ile savaşmak yerine daha 1984’te PKK ile anlaşmış olduğunu kim nerden bilecek!

 

Daha bugün Barzani açıklama yapmadı mı; ‘’PKK terör örgütü değildir, Türkiye’nin siyasi sorunudur, PKK ile savaşmayız’’, demedi mi?

 

Bizimkiler ise hâlâ diyalog arayışında Barzani ile, Talabani ile. Ne için?

 

PKK ile mücadele edilecekmiş!

 

Bizi yönetenler, unutmayınız ki, yönetenlerin de sorumluluğu vardır Türk milletine karşı.

 

Siz hâlâ Barzani demek; PKK demektir göremediniz ha!

 

Diyalogla çözeceksiniz bu PKK’yı ha!

 

Hem de Barzani ile! Siz ihanet nedir, bilir misiniz? Merak etmeyiniz anlatacağım size ihanet nedir, diye. Bu kitap onun için yazıldı zaten!

 

1984 Şemdinli baskını bu, basit bir olay değil, kolay değil, cesaret ister.

Bu cesareti nereden buldular?

 

Bizden buldular bizden; mülayim, sabırlı, etliye sütlüye karışmayan bizden.

 

Öcalan yıllar boyu Suriye’de yaşarken karışanı mı oldu sanki? 

 

‘91 Körfez harekâtıyla Saddam ile anlaşıp silahlanırken, Irak kuzeyindeki tüm yerleşim birimlerini birer terörist kampı haline getirirken karışanı görüşeni oldu mu hiç?

 

2003 Körfez harekâtında açık açık Kandil’den tüm dünyaya mesaj verirken, üzerlerinde Amerikan silahları ele geçerken, Barzani, Talabani ve Amerika’nın desteğini alırken, tüm bunlardan cesaret alıp da Türk milletine kafa tutarken karışanı oldu mu hiç?

 

Şemdinli baskını bizim ünlü tarihin tozlu sayfalarına kaldırıldı, unuttuk, neredeyse bu baskını yapanlardan biri olan eski terörist Seferi Yılmaz’ı bile ayıp olmasın diye Gazi Paşa’nın Yüce Meclisine taşıyacaktık biz, hem de omuzlarımızda.

 

Unutkan olduk inanın unutkan; tarihimizi, şehitlerimizi, PKK’nın köylerimizi yakıp yıktığı günleri, ona destek verenleri hep unuttuk.

 

Hâlâ etrafımıza gülücükler dağıtıp dostluk mesajları veriyoruz, yıllarca PKK’yı besleyip büyüten Suriye’ye futbol takımı gönderip dostluk maçları bile yapıyoruz.

 

Ne oluyor bize?

 

Hiç soran çıkmayacak mı içimizden; madem böyle yapacaktınız, neden bunları bize yaşattınız, diye?

 

Irak kuzeyinde ne olup bittiğinden yıllarca haberimiz olmadı bizim, inanın olmadı.

Bu istihbarat örgütleri ne yapar, onları da anlamak güç.

 Hatırlıyorum da bir MİT Raporu yayınlanmıştı, yayınlanmıştı da, kimin eli kimin cebinde onları anlatıyordu bize bu rapor.

 

Peki, milli varlığımızla düşman olanları kim takip edecek; hangi arazide, kimlerle kimin ne yaptığını kim takip edecek, ellerindeki silahları nasıl ve nereden temin ettiklerini kim takip edecek?

Biz o yıllarda kimseyi göremedik.

 

Hâl böyle olunca, gece yarısı aniden uyandırdılar bizi, dediler ki; Şemdinli ilçemiz teröristlerce basılmış!

 

Kim basmış?

Kimi diyor eşkıya, kimi diyor hain, kimi diyor haydut, kimin ilçeye baskın yaptığı yolunda dahi bir haberimiz yok!

 

Nereden geldiklerini bile bilmiyoruz.

 

 İnsan tarihten ders alır, insan önüne gelen raporları, ifadeleri bir okur, hiçbir şey bilmeseniz dahi Öcalan’ın ifadesi alır, onu okur da geçmişte ne olmuş, nasıl olmuş öğrenir, öğrenir de gelecek için bir tedbir alırsınız.

Ama bunu yapacak adam nerede!

 

Hani arşivleri örgütün? Yok.

 

Hani para kasası örgütün? Yok.

 

Hani eylem planları, raporları, eleman sicilleri, yurt dışı bağlantılarını gösterir deliller?

 

Öcalan’ın ifadesini okusanız inanın gülersiniz. Bildiğimiz şeylerin hepsi tek tek yazılmış; örgütün kuruluş felsefesi, stratejisi, taktikleri, eylemleri, kampları, hepsini bir güzel yazmışlar.

 

Bunlar bildiklerimiz, peki ya bilmediklerimiz?

 

Onlardan eser yok, nasıl bir ifade bu?

 

Kaçakçılık organizasyonu hâlâ bir muamma; iç ve dış bağlantılar, kuryeler, kasalar, aracılar, onlar yok!

 

Bu konular açılınca yüreğim yanıyor, kendimi safmışım gibi hissediyor ve bu hisse kapılınca da kendime kızıyorum. Kızdıkça da yazayım istiyorum, o zaman da asıl konudan uzaklaşıyorum, anlatmak istediklerim biraz birbirine karışıyor. Karışınca da kitabın ana fikri kayboluyor, ben de satırlar arasında kaybolup gidiyorum.

 

Sakinleşmeliyim. Sakin sakin size anlatmalıyım.

 

Dönelim şu ünlü Şemdinli’ye.

 

Nasıl geldiler, nereden geçtiler, nereden döndüler?

 

Üç yol var Lolan’dan Şemdinli’ye ulaşan; Hakurke’yi geçip Zagros’a çıkar, Mezargediği, Tanyolu ve Hazne üzerinden Şemdinli’ye ulaşırsınız. Ama bu yol riskli, yerleşim yeri çok, görülebilirsiniz.

 

İkinci yol; Hakurke’yi geçer, Ari’yi aşar, Hacıbey’den atlar, Gasto ve Karadağlar üzerinden Şemdinli’ye gelirsiniz. Bu da zor; uzun zaman alır, görülme tehlikesi var.

 

Üçüncü yol; Lolan’dan Hayat vadisine çıkar, arabayla Hacıbey’e kadar gelir, Horyürek cephesinden Ortaklar’a çıkar, gece bu, kimse göremez sizi, yolu takip eder ve Şemdinli’ye sağ ve de salim varırsınız.

 

İşte bu yolu seçtiler, geldiler Şemdinli’ye, devlete kafa tuttular ve aynı yoldan Lolan’a döndüler.

 

Peki, biz ne yaptık?

 

Lolan’ı teröristlere cehennem yapacağımız yerde, subaylarımızı gerekli tedbirleri almadıkları iddiasıyla emekli ettik. Tıpkı ‘93 Bingöl katliamında emekli ettiklerimiz gibi.

 

Ama kimsenin aklına gelmedi sormak; bu istihbarat örgütlerimiz ne yapar, nasıl olur da bilemezler teröristi, yerini, yurdunu, sayı ve silahlarını?

 

92’de de sormadık bu istihbaratın başındakilere, demedik ki; nasıl olur da Şemdinli üç koldan kuşatılır binlerce terörist tarafından ama sizin haberiniz olmaz!

 

Sormadık bu soruları ilgili ve yetkililere, cevap da alamadık, bir gözümüz bağlı, diğer gözümüz gelecekten umutlu Şemdinli’ye geldik.

 

Bakın ve görün nasıl mücadele ettik biz terörle, teröristle ve de yandaşlarıyla, bir şey bilmeden, hep yaşayarak, görerek ve şehit olarak.

 

Konumuz elbet Efkar Tepesi.

Şemdinli’nin Efkar Tepesi.

Teröristin geçemediği, barınamadığı belki de tek arazi parçasıdır burası.

 

Bir başka anlamı var Efkar Tepesinin; dağ değil, tepe değil sabır taşı gibi bir şey, öfkenin kurşuna dönüşmesi gibi bir şey, atılan her kurşundan dayanma gücü almak gibi bir şey. Şemdinli küçük bir ilçe.

 

Yüksekova’dan çıkar, iki saat kadar bir yol alırsınız; arada sırada rastlayacağınız küçük küçük köylerin dışında dağlar ve taşlar sizi gözler, siz de onları seyredersiniz karmaşık düşüncelere dalarak.

 

Ne zaman ki Şapatan Gediğine ulaşırsınız, hemen aşağınızda yemyeşil bir çukurluk, ova değil, yayla değil, küçük bir çukurluk etrafı dağlarla çevrili, sizi karşılar. Burası Şemdinli’dir.

 

İlk bakışta üç şey görürsünüz, üç şey sizin dikkatinizi çeker; dağlar, gökyüzü ve küçücük bir ilçe.

 

İlçe bildiğiniz, alıştığınız doğumuzun bir ilçesidir; birkaç bin nüfuslu, tek ana yola açılan dar toprak yollar, birkaç resmi bina ve sokaklarında dolaşan insanlar. Daha önce doğuya gittiyseniz bu manzara size yabancı değildir, hafif bir tebessümle eski yıllarınız aklınıza gelir.

 

Gökyüzü de yabancı değildir size, ister doğu olsun ister batı, gökyüzü bildiğiniz gökyüzüdür, kimi zaman bulutlu, kimi zaman güneşli, bazen yağmurlu ya da karlı.

 

Nefes aldığınız havadır bu, yıldızları seyrettiğiniz, Allah’a dua ettiğiniz gökyüzü. Şemdinli’de günleriniz ise nefes almaktan ve de yıldızları seyretmekten ziyade Allah’a dua etmekle geçer. Bu nedenle önemlidir gökyüzü; size güç verir.

 

Gelelim dağlara.

Şemdinli çukuruna girdiğinizde tüm evreni kucaklayan gökyüzü size dar gelir, küçük gelir, bazen şaşırırsınız, bu kadar da küçük gökyüzü olur mu, diyerek.

Öyledir, küçüktür çünkü dağlar size izin vermez bakışlarınızı yukarı kaldırmaya, kaldırıp da gökyüzüne bakmaya; dört bir yanı dağlarla çevrilidir bizim küçük Şemdinli ilçemizin.

 

Şemdinli çukuruna girin, isterseniz jandarma taburuna gidin, sizi misafir ederler, çay ikram ederler. Ana binanın hemen yanı başında ufak tefek bir bahçe vardır, dinlenmek için. İster oraya oturun, isterseniz ana binanın yukarısında, ‘84’te teröristlerin roket attığı derme çatma, adına da gazino denilen bir çay ocağı vardır, oraya oturun.

 

Biraz tedirgin olacaksınız ama olsun, her an üstünüzde bir roket patlayacakmış gibi bir düşünceye kapılacaksınız ama olsun, ‘84’ün izleri hâlâ silinmemiştir hafızalardan ama olsun, bir çay için ve gökyüzüne bir bakın.

 

Dört dağ ya da tepenin içine sıkışmış hissedeceksiniz kendinizi. Başta canınız sıkılacak, göğsünüz daralır gibi olacak ama aldırmayın, zamanla alışırsınız bu dağlara çünkü bu dağlar sizindir.

 

Sola doğru bakarsanız Gomane Tepe’yi görürsünüz, yukarıdaki resimde tam karşınızda yer alan tepe. Gomane, ta üçlü sınıra kadar doğuya doğru uzanır.

 

Üçlü sınır size tanıdıktır, birlikte çok yolculuk yaptık biz sizinle; İran, Irak ve Türkiye sınırlarının birleştiği yer. Dalamper ya da Zagros dediğimiz dağlardan ufala ufala ta Şemdinli’ye kadar gelir. Gelir ama kötülüğü şu, gökyüzünü kapatır. Göğü göremezsiniz dolayısıyla dua edemezsiniz, etseniz de dağlar sizi dinleyemez, size çare olamaz.

 

Taktik açıdan önemlidir; Gomane’ye çıkan taş atsa, Şemdinli’de sizin başınıza düşer.

Ne zorluk çekti evlatlarınız bu tepeyi kontrol altına alabilmek için.

 

Tepe deyip geçmeyin, çıkmak zor, saatlerce tırmanış demektir.

 

Tepe deyip geçmeyin, onca zorluğa rağmen çıktığınızda geceleyin üşümeniz demektir, soğuktur. Gece deyip de geçmeyin, çünkü oralarda geceler bitmez, çok uzundur çok.

 Saatler geçmez, dakikalar geçmez ve gece hiç bitmez gibi gelir insana.

 

Bu bir gece de değildir, çok gecedir çok, orada görev yapmış evlatlarınızı bunu iyi bilir. Siz her gece terörist beklersiniz, gelsin de hesap sorayım, diyerek.

 

Terörist bu, hemen gelmez ki!

 

Bıkarsınız, yorulursunuz, gelirse gelsin, deyip ölüme bile aldırmazsınız. İşte hainler bu anınızı ve bu duygularınızı iyi bilir, sizin böylesine düşündüğünüz bir anda gelir, sıla hasretiyle gözlerinizin dolduğu bir anda gelir, sizi şehit eder ve gider.

 

Gomane gibi çok dağ, çok tepe vardır Şemdinli’de saymakla bitmez ama Efkar Tepesi bir başkadır!

 

Hemen arkanızda Beyaztaş Tepe vardır, İran’ı Şemdinli’ye bağlar.

Genelde teröristler buraya çıkmaz çünkü askere çok yakındır, korkarlar. Ya sağından geçer Şapatan üzerinden Altınsu köyünün ihtiyar muhtarına konuk olurlar, ya da solundan geçip Hazne’de bir yandan soğuk su içerken öte yandan yola mayın döşerler, siz geçerken şehit olasınız, diye.

 

Ama bu Beyaztaş da o heybetiyle Gomane gibi gökyüzünün yarısını kapatır, dolayısıyla dualarınızın yarısı gökyüzüne gider yarısı ise Beyaztaş’a.

 

Beyaztaş sizi dinlemez; Allah size akıl vermiş, işte dağ işte taş, işte asker, işte terörist der, tedbirinizi alın, diye size nasihat eder, başka bir şey de elinden gelmez.

 

Gökyüzüne gelince; ‘’Güzel bir yurt verdim size, iyi insanları başınıza getirin, yurdunuzu iyi yönetin, neden biz bunları yaşıyoruz, diye de sormayın, her insan layık olduğu şekilde yönetilir ve yaşar, aklınız var onu kullanın’’, der, daha ne desin ki!

 

Beyaztaş da bir başkadır ama asıl Efkar Tepesi’dir konumuz olan.

 

Tabur gazinosundan gene karşıya ve de uzaklara baktığınızda Beyaz dağı görürsünüz.  Teröristler oralardan geçer; sağa giderse Bembo’ya, sola giderse Ortaklara, batıya giderse Akpınar dağı üzerinden Basyan’a geçer.

 

Her hareketinin bir amacı vardır; sağdan gidişi demek; Durak’a taciz, Bembo’da pusu, Beyyurdu’na taciz demektir. Sola dönerse, Ortaklara taciz, Silo yaylasında pusu demektir. Batıya dönerse, Konur vadisinde mayın, Aktütün’e taciz ve oradan da Basyan’a yani Irak’a kaçmak, demektir, tabi tekrar geri gelmek üzere.

 

Beyazdağ da bir başkadır ama Efkar Tepesi daha bir başkadır.

 

Efkar Tepesi belki de Şemdinli’ye en yakın olan dağdır, hemen yanı başında. Merak etmeyin, buradan terörist geçemez ve de burada terörist barınamaz çünkü kimin ne zaman bu tepeye ateş edeceğini kimse bilemez.

 

Bu tepe bizimdir, eskiden de bizimdi şimdi de bizimdir. Şemdinli’ye tayin olan her asker, her polis, her memur Efkar Tepesini iyi tanır, iyi bilir.

 

Burası bizler için sabır taşıdır ama her ne hikmetse hiç çatlamaz onca kurşuna rağmen. Bizim taburun hemen karşısındadır; nöbetçiler geceyi bu tepeye bakarak geçirir. Genelde gece teröristlerin, gündüz bizim olduğu için, nöbet tutanlar yerinden kımıldamaz, Efkar tepesini seyrederek nöbeti bitireceğini düşünür ama geceler çok uzundur, bitmek bilmez.

 

Şemdinli’de bazen sabrın taştığı anlar da olur, dayanamazsınız, insanoğlu bu, sabır taşı değil ki!

 

İşte o zaman Efkar tepesi tepeliğini yapar ve atılan bütün kurşunları göğsünde toplar, kimse de karışmaz bu nereden geldiği belli olmayan kurşunlara, kimse de sormaz, neden, diye. Halk da alışmıştır buna, hiç korkmaz. Sabrın taştığı anlarda önce bir makineli tüfek darbesiyle mermiler Efkar’a boşaltılır.

 

Bunu duyan diğer silahlar; roketler, bombalar, piyade tüfekleri, bütün silahlar, hepsi anlaşmışçasına elinde avucunda ne varsa Efkar’a gönderir. 

 

Bu; tüm efkarların dağıtıldığı bir andır, herkes keyifle ama efkarla seyreder.

Bu sabıra sabır eklemek isteğinin dile geldiği bir andır, herkes efkarlanır, ya sabır çeker. Her mermi, bir dayanma gücüdür.

Her mermi aslında otuz yıldır süren bu kaosa bir isyandır, isyan atılan mermilerle dile getirilir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturkstrateji.com
Video Haber www.bilgeturktv.com
Özel Haber www.e-sarizeybek.com
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ