Politika
06 Aralık 2017 ( 42812 görüntülenme )

SULTAN II. ABDULHAMİD'e "KUDÜS'Ü SAT" Dediler... BAKIN NE YAPTI...

Sultan II. Abdulhamid


Yıl 1897.
İsviçre’nin Basel kentinde Dünya Siyonist Kongresi toplandı.
Filistin topraklarında bir Sion devleti kurulması kararlaştırıldı. 

Fikir babası Theodor Herzl idi.
Sultan II Abdulhamid, Padişah’dı.
Huzura çıktılar o toprakları parayla satın almak istediklerini Sultan II. Abdülhamid’e söylediler…

Toprağı parayla satın almak, sonra onu yurt yapmak bir Yahudi geleneğiydi.
Yahudilerin atası sayılan İbrahim Harran’dan çıkıp Kenan diyarına geldiğinde, Hebron’da, Macpelah/Atababalar Mağarasını toprağıyla birlikte Hititler’den satın almış, sonra yerleşmişti. Çok uzun yıllar sonra İsraioğlulları Mısır’dan Hebron’a geri dönmüş ve yurt edinmişti. İsrail Krallığı da böyle kurulmuştu.

Ve şimdi tarih yine tekerrür ediyordu. Filistin’de Sion devleti kurmak isteyen Yahudiler bir zamanlar atalarının yaşadığı o toprakları satın almak için Sultan II. Abdulhamid’in huzuruna çıkmışlardı.

Herzl ile Sultan arasında arabuluculuk yapan kişi, Polonyalı soylu Kont Philippe de Newlinski oldu. Bu Kont aynı zamanda II. Abdulhamid’in Avrupa hafiyesiydi… 

Daha Herzl ortaya çıkmadan önce, Kont Newlisnki bu Sion hareketinden Padişah’ı haberdar etmişti, yani II. Abdulhamid konuyu biliyordu. Ancak bu Kont Sion taraftarıydı ve önceden Osmanlı üzerinde araştırmalar yapmış ve ‘Osmanlı Hükümeti’nin maliyesinin ancak Museviler tarafından ıslah edilebileceğini, bunun karşılığında Filistin’in bir kısmında Yahudilere toprak verilebileceğini’, rapor olarak Siyonistlere göndermişti. 

Hatta bu plana Osmanlı’nın karşı çıkması durumunda dahi ’ Yahudiler maksatlarına başka yoldan, başka vasıtalar ile nail olacaklardır ’.diyerek her hal ve şartta Filistin’den vazgeçilmemesini öğütlemişti. Yani o bir tapınak şövalyesiydi.

Bir gün Kont Newlinski, Herzl ile birlikte İstanbul’a geldi. 
Padişah’ın huzuruna çıktı.
Filistin toprakları için Herzl’in, 20 milyon Sterlin teklif ettiğini söyledi.
Padişah II. Abdulhamid zaten konuyu bildiği için cevabı hazırdı. 

Türk tarihine geçen şu cevabı verdi:
“Eğer Bay Herzl senin, benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise, ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam zira bu vatan bana değil, milletimize aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. 

Benim Suriye ve Filistin alaylarımızın efradı birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir.
Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere muharebe meydanlarında kalmışlardır. 

Türk İmparatorluğu bana ait değildir. Türk Milleti’nindir. Ben onun bir parçasını vermem. Bırakalım, Museviler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman onlar, Filistin’i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem …”

Böylece…
Sultan II. Abdulhamid, Siyonistlere tavrını koydu, Filistin’i saymadı.
Buna karşılık Herzl de Siyonizm hedefinden asla vazgeçmedi.

Yıl 1903…
Hikayeye göre, İngilizler Siyonistlere Uganda’da bir Yahudi vatanı önermiş, ama onlar bu öneriyi geri çevirmişlerdi. 

Bir gün İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e bu Uganda hikayesi sorulur.

Soru şudur:
“Soykırımdan canını kurtarabilmiş birkaç Yahudi, kuşkusuz bir Yahudi devleti olsun da neresi olursa olsun, gitmeye hazırdı. Bu, bu günkü Sovyetler Birliği’nden kaçan Yahudiler için de geçerlidir. Sizce Uganda’da bir Yahudi Devleti yaşayabilir miydi?”

Peres:
“Hayır. Yahudi inancının kaynaklarına dönmelidir. Ben Gurion, Yahudiliğin bir din değil, bir inanç olduğunu vurgulardı. Aradaki fark, bir din bir örgüttür; tanrısıyla, papasıyla, tüm bir yapısıyla, buna karşılık Yahudiler ile Tanrı arasında, bildiğimiz kadarıyla bir aracı yoktur ki, ben de Ben Gurion’un bu görüşünü tamamen benimsiyorum.

Yahudililik eksiksiz ve bütünleşmiş bir sistemdir, üstlenilebilir bir yükümlülükler bütünü olarak çıkar karşımıza, bölünemez tek bir Tanrı’ya inanmak gibi. Sonra da belirli bir dile yani İbranice‘ye inanmak gibi, bir vatana İsrail’e kendini adamak gibi.
Ulus kavramı, din devleti kavramı veya coğrafya, din, tarih açısından bir yere bağlı olmak kavramı arasında hiçbir ayrım yoktur. Gerçekte söz konusu olan evrensel bir yükümlülüğe girmektir” . 

Peres, Yahudiliği din, tarih ve coğrafya üçlemesinin birlikteliği olarak görüyordu.
Peres’in bu ifadesine bakıldığında, Siyonizm’in Kudüs merkezli, başlangıçta Filistin topraklarında ancak sonradan Nil’den Fırat’a uzanan bir coğrafyada hayata geçirilmek istenildiği görülebiliyor. 

Çünkü din dediğinizde Tevrat öne çıkar; Tevrat dediğinizde Nil’den Fırat’a İsrail’in Tanrısı tarafından Vaat Edilmiş Kutsal Topraklar hikayesi ortaya çıkar. 

"TRUMP İSRAİL'İN KUTSAL ORDUSU TEZGAHINA SOYUNDU"

Tevrat'ta ayetler var; Çok uzaklardan bir ordu gelip Irak ve Suriye'yi yakıp yıkacak diyen!

Tevrat'ta ayetler var; Şam'da taş üstünde taş kalmayacak diyen!

Tevrat'ta ayetler var; Irak yakılıp yıkılacak, kadınlarına tecavüz edilecek diyen!

"VE BUGÜN ABD..."

Tevrat'ta ayetler var; Okyanus ötesi bir ordu gelip İsrail'i kurtaracak diyen!

Yani?
Yani bugün Ortadoğu'da bin yıl öncesinden gelen HAÇLI SEFERLERİ YENİDEN BAŞLAMIŞTIR.

ABD, Tevrat'ta geçen İsrail'in Tanrsı'sının Ordusu rolüne soyunmuştur.

Hedefleri Müslüman alemidir ancak ilk hedefleri TÜRK MİLLETİ VE TÜRKİYE'dir.

Çünkü bu coğrafyada Tevrat'a göre İsraİl'i yenmiş ve yenecek tek güç: TÜRK MİLLETİ VE DEVLETİ'dir.

Durum bu.

Erdal Sarızeybek

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ