Reklamlar
Anasayfa » Haber
08 Aralık 2016 ( 2411 görüntülenme )

Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'nun bir tarikat bağlantısı var mıdır?

Bu bir sorudur ve bu sorunun cevabını istemek hakkımızdır...

Bu araştırma, önümüzdeki günlerde yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri için, dikkate alınması gereken önemli bir araştırmadır… 

Nakşibendiliğin Son Halifesi Abdullah Dıhlevi hazretleri diyor ki;

Hz. Mevlana Halid, memleketinden yüce Nakşibendi tarikatı için, bu fakirin yanına geldi… Bundan sonra taliplerin terbiyesine seçilmiş biri olarak kendisine halifelik icazeti verdim. Yine Kadiriyye, Çiştiyye, Sühreverdiyye ve Kübreviyye gibi tarikatlarından da icazet verdim. Bu tarikatlarda onun eli benim elimdir ve o benim vekilimdir. Benim pirlerimin halifesidir.”[1]

Süleymaniyeli Halid, beş tarikat bir yana, benzer inanç öğretilerinin de tek vekili tayin edilmişti, üstelik on ayda. 

Peki, bir din alimi, on aylık bir süre içinde, bu gücü nasıl elde etmişti? 

Önce kısa bir özet…

Osmanlı dağılma süreci yaşıyordu; Kırım’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’daki topraklarını kaybetmiş ve sürekli geri çekilmeye başlamıştı. Yeniçeri Ocağı kaldırılmış, Bektaşiler katledilmiş, Nakşinbendilik resmi devlet tarikatı olarak benimsenmişti. Doğu Anadolu ve Barzani coğrafyasındali başta Baban, Soran ve Bedirhan olan üzere, Kürt emir ve beylerinin gücü kırılmıştı; ortaya çıkan otorite boşluğu Nakşibendi tarikatının şeyhleri ve seyitleri tarafından dolduruluyor ve din adamları tarafından bölgesel bir  hakimiyet kuruluyordu. Osmanlı bu süreci yaşarken, yeni bir inanç değişimi Orta Doğu’ya yayılmaya başlamıştı. Bu kez Nakşibendi tarikatının özü hedef alınmıştı. Değişimi, tarikat kendi içinde yaşıyordu.

Değişimin sembolü ise “Süleymanyeli Halid’ti… 

Süleymaniyeli Halid, Anadolu başta olmak üzere, Orta Doğu’da Mevlana Halid-i Bağdadi Nakşibendi olarak bilinir. İnanç dünyasında büyük bir zat’tır. Nakşi tarikatı Halidiye ekolünün kurucusudur. Bu ekolün ilk ve son büyük halifesidir. Böylesi önemli bir şahsiyetin hakkında yazılmış pek çok eserin karşımızda olması gerekir, ama öyle değil. Halid’in yaşamı, kişiliği, eserleri, yaptıkları günümüzde gölgede kalıyor. Onu tanıyabilmek için gösterilen çabalar sonuçsuz kalıyor, kaynağına ulaşılamıyor. 

Süleymaniyeli Halid’in şeceresi üzerine yazılmış ve yapılmış araştırmalar pek az değil, çok az. Bu bir eksiklik. Bu eksiği doldurmaya çalışan; bir dini yayınlar, bir de Semerkand yayınlarından çıkan birkaç kitap göze çarpıyor. İslam kaynakları ansiklopedik bilgilerden öteye geçmiyor.   

Semerkand yayınlarının okurlarıyla tanıştırdığı üç kitabı var: Halidiye Risaleleri, Muhammed B. Nakşibendi’nin Altın Silsilesi ve “Güneşler Güneşi Mevlana Halid”i yazan El-Hac Hasan Şükrü.  

Hepsini mukayese ederseniz, birbirinin tekrarını gösteren bir ortam ortaya çıkıyor. Bir de buna, kitapların içeriğine hükmeden koyu ve ağdalı -kimi Arapça, kimi Farsça kimi Osmanlıca- ifadeler eklendiğinde, akıl durgunlaşıyor, boğuluyor, anlaşılamıyor. Oysa Mevlana Halid-i Bağdadi Nakşibendi derin ve açık araştırmalara konu olmayı hak etmiş bir şahsiyet… 

Bu yayınlar dışında, bu kişiliği masa üstünde tutan gazeteci ve yazarlar da sıkça karşımıza çıkmıyor. Konuyla ilgili yazılarında Mevlana Halid adı geçiyor, ancak derinliğe açılamıyor. Bu alanda araştırmacı yazar Soner Yalçın, “Siz Kimi Kandırıyorsunuz” adlı kitabı ve yıllar önce Hürriyet Gazetesi’nde yazdığı “Kürt Nakşi-Türk Nakşi” adlı makalesiyle okurların dikkatini çekmeyi başarıyor. Süleymaniyeli Halid’i gerçek yönleriyle size tanıştırabilmek için, tüm bu kaynakları sırasıyla ele alacağız…
 

“Halid, tarikatı yeniden canlandırdı ve bir on yıl içerisinde Osmanlı Devleti’ndeki Nakşibendîlerin çoğu, ona ve halifelerine katıldı” diyerek dikkatimizi Mevlana Halid-i Bağdadi üzerine çeken araştırmacı yazar İsmet Bozdağ, olayların temelinde kimin yer aldığını bakın nasıl işaret ediyor;

“Atadığı halifelerin sayısı oldukça fazladır; bilinenin 67’sinin 33’ü Kürt’tür. Mevlana Halid tarikatı, sık örülmüş bir ağ gibi, tüm Kürdistan’a yayıldı. Kuşkusuz Halid’in karizmatik kişiliği ve tarikatın içerisindeki reformlarının niteliği, Halid’in artan popülaritesinin en önemli sebeplerinden biridir. Ancak, Nakşibendî şeyhlerinin 19. Yüzyıl sonlarına doğru siyaset içerisinde önemli roller üstlenmeye başlamalarının asıl sebebini, Halid’in kişiliğinin dışında aramalıdır.”[2]  

Buradaki şifre son cümle içinde; “asıl sebepleri Halid’in kişiliğinin dışında aramalı”.  

Bir başka şifreyi ise şöyle veriyor; “Nakşibendi tarikatının, Kürtlerde oynadığı rolün siyasi yapısı ve uzun geçmişinden söz edilebilir. Ama, kesin olan, tarikatın siyasi etkinliğinin ancak Mevlana Halit ile dramatik bir biçimde arttığıdır”. 

Necmeddin B. Muhammed Nakşibendi, Halid’in bilinmeyen yönlerini şöyle açıklıyor;

Halid, Osmanlı yönetiminde, Musul vilayetine bağlı Baban Emirliği’nin bir köyü olan Karadağ’da doğdu. Mezhep olarak Şafii; tarikat ve meşrep olarak ise Nakşibendi’dir. Nakşibendi tarikatının Halidiyye kolunun kurucusudur. Bu süreç, Hindistan’a gidip Nakşibendi Şeyhi Abdullah Dehlevi’den icazet almasıyla başlamış, önce Irak kuzeyine, ardından Anadolu ve bölge coğrafyasına yayılmıştır.  Nakşibendi alimlerinin yazdıkları silsilede ki “Altın Silsile” olarak tanınır, Mevlana Halid-i Bağdadi üçüncü silsilenin 30’ncu ve son sırasında yer alır.”[3]  

Söylemiştim, önemli bir kişilik bu Süleymaniyeli Halid, açık görülüyor; bir cemaatin kurucusu ve ünü çok yaygın… 

Semerkand yayınlarından çıkan Halidiye Risales isei, şöyle bir Mevlana Halid profili çiziyor; 

Asıl adı Ebü’l-Beha Diyaüddin Halid b. Ahmet b. Hüseyin eş-Şehrezuri’dir. Soyu baba tarafından Hz. Osman b. Affan’a dayandığı için kendisine “Osmani” denilmiştir. Babası “Şeşengüşt” (altıparmak) lakabıyla tanınan Pir Mikail, kamil bir velidir, Mevlana Halid’in yetişmesinde büyük emeği vardır. Annesi ise, hem hayatı hem asaleti ile bu bölgede tanınan büyük veli Pir Hızır Fatımi’nin soyundandır, anne tarafından nesebi Ehl-i Beyt’e kadar uzanır. Mevlana Halid(kuddise sırruh) 1779’da Kerkük’e çok yakın olan Irak’ın Süleymaniye şehrine bağlı Karadağ kasabasında dünyaya gelmiş ve orada büyümüştür.

Karadağ; akarsuları, bağları, bahçeleri ve ilim merkezi olan medreseleriyle meşhurdur. Mevlana Halid ilim tahsiline küçük yaşta başlar, ilk yıllarını bu medreselerde tamamlar. Akaid, sarf, nahiv, tefsir, hadis, kelam, fıkıh, tasavvuf, mantık, hesap(matematik), belagat vb. devrin bütün akli ve nakli ilimlerini öğrenir ve bu alandaki ilmiyle şöhret kazanır”[4].
 

Soner Yalçın’ın anlatımı bizi biraz daha Halid’e yaklaştırıyor, bakınız Halid’in kişiliği ve şeceresini nasıl dile getiriyor;

Osmanlı, yarı-otonom Kürt beyliklerini dağıtıp bölgenin siyasi yapısını değiştirirken, aynı dönemde bölgede dinsel açıdan bir başka değişim daha yaşandı. Bu değişimin öncüsü bir din adamıydı: Şeyh Halid-i Bağdadi. Şeyh Halid-i Bağdadi, 1779’da Kuzey Irak-Süleymaniye’de doğdu. Babası Pir Mikail bölgenin en büyük Kürt aşireti Caf’a mensuptu. Bağdadi’nin soyunun baba tarafından Hz. Osman’a ulaştığı rivayet ediliyordu.  

Şeyh Halid, Kuzey Irak’ın en güçlü alim ailelerinden, Kadiri Berzenci Ailesi’nden dersler aldıSüleymaniye’de ilk Halidiye Tekkesi’ni kurdu. Sonraki yıllar, başta Kuzey Irak olmak üzere kurduğu tüm dergáhlarda, medreselerde Kürtçe’yi eğitim dili olarak kullandı. Bu süreçte, Osmanlı, Kadiri Kürt beyliği Berzenciler’e karşı hep Bağdadi’nin yanında oldu. Ve Osmanlı’nın da desteğiyle Bağdadi, Kuzey Irak’ta Kadiri tarikatının etkisini epey azalttı.


Soner Yalçın diyor ki:

“1826 yılında, hac dönüşü Şam’da, koleradan ölümüne kadar binlerce müride sahip oldu. Halifeleri, şeyhlerinin ölümünden sonra da irşat çalışmalarına devam ettiler. Şanslıydılar; Osmanlı, Yeniçerileri ve Bektaşileri ezerken Nakşibendiliği "resmi tarikat" olarak benimsemişti. Osmanlı, Horasan’dan Yesevilik’ten gelen Bektaşiliğin karşısına aynı koldan gelen Nakşibendiliği çıkarmıştı! Keza, Kürt derebeylerinin de tarikatı Kadiri’ydi. Bu tarikatın yerini de, her fırsatta devlete bağımlılığını vurgulayan Nakşibendiliğin alması şaşırtıcı değildi. Bugün Kuzey Irak ve Türkiye’de en güçlü tarikat "Nakşibendiyye Halidiye" olmasının altında bu tür tarihsel olaylar vardı.[5]

 

Bu nokta önemli; konu şimdi 1826’ya bağlanıyor, Bektaşilerin katledilerek Nakşibendi tarikatının toplumu yöneten bir güce dönüştürülmesine. Bu konuya tekrar döneceğiz, biz devam edelim… 

Az bilinen kısa yaşam hikȃyesinde, Süleymaniyeli Halid’in çok önemli ve şaşırtıcı geçişleri var,örneğin; adı Halid ama Halid-i Bağdadi diye tanınıyor. Bağdadi demek, Bağdatlı anlamında ama kendisi Süleymaniyeli. Seyit ve şeyhlik için de aynısı söylenebilir. Seyit peygamber sülalesinden gelen demek, ama bir bakıyorsunuz, baba “seyit”, oğul ise “şeyh” oluyor.

Hangisi doğruydu? İnsan doğruyu görebilmek için önce bunlara şaşırıyor, sonra düşünmeye başlıyor hem de kara kara…
 

Süleymaniyeli Halid’den Bağdatlı Halid’e, tekke hocalığından Mevlana’ya ve şeyhliğe, şeyhlikten Barzan coğrafyasındaki tüm tarikatların halifeliğine geçişlerini bir izleyelim.

Bu coğrafyada tesadüf olmaz demiştim, ama Halid bir tesadüf buluyor, bakın nasıl bir tesadüf;

Halid,  Musul-Şam yolundan hacca gitmekte iken Şah abd Allah Gulam Ali-i Dihlevi’nin gezgin halifesi Muhammed Derviş-i Azim Abadi ile karşılaştı. 1808’de, Mevlana Halid, Dihlevi’nin gezgin şeyhi Azim Abadi ile Abdullah Dehlevi’ye gitti. Bir sene geçmeden şeyhi ona Nakşibendiye, Çiştiye, Kadiriye, Sühavardiye ve Kübreviye tarikatlarından icaze vererek, kendisini bu tarikatların hırkasını giydirmeye ve kendisine muttasıl senetle tefsir, hadis, tasavvuf, evrad ve ahzab okutmaya ve bunlardan icaze vermeye selahiyeti mutlak halife tayin etti.”[6]  

O günleri Şeyh Halid de hiç unutmamış, şöyle anlatıyor;

O gece rüyamda Mevlana Şeyh Sebaullah hazretlerini gördüm. Beni kendisine doğru çekiyordu. Ancak o tarafa doğru gitmek içimden gelmiyordu, direniyordum… Ertesi gün, gördüğüm rüyamı kendisine anlatacaktım ki bana “Delhi’ye gitmelisin. Orada kardeşimiz Abdullah’ın hizmetine gireceksin. Sana vaat edilen emanet onun yanında gerçekleşecektir. Dedi. Onun sözlerinden şunu anladım; her ne kadar beni Mevlana Şeyh Senaullah hazretleri yetiştirmek istemişse de, efendim Abdullah-ı Dihlevi hazretlerinin manevi tasarrufatı daha üstün gelmişti. Allah Teala’ya hamdettim( Halidiye Risalesi).[7]

 

Toparlayalım…

Buraya kadar Halid, Kadiri tarikatına bağlı bir hocadır. Nakşibendilik konusu, bundan sonra açılıyor. Bu tarikat dönüşümüyle Halid, sadece Kadirilik değil, Nakşibendilik ve bu çizgide yürüyen tüm tarikatların da tek hakimi olacaktır. 

 “Neden üzerinde bu kadar çok duruluyor?” diye bir soru varsa, bugün Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve yardımcısı Bülent Arınç’ın bu tarikatın müritleri olduğunu hatırlayalım.

 

Peki, Kadirilik’ten Nakşibendiliğe geçişi nasıl yapmıştı? 

 

Mevlana Halid’in hayatını kaleme alan El-Hac Hasan Şükrü, “Şemsü’ş Şumüs (Güneşler Güneşi)” adlı kitabında, Halid’in Abdullah Dıhlevi’den toplu icazet alışı hakkında şunları  söylüyor; Abdullah Dıhlevi hazretlerinin Halid-i Bağdadiye verdiği hilafetname özüyle şudur;

Besmele, hamdele ve salveleden sonra bu fakir Abdullah Dihlevi en-Nakşibendi el-Müceddidi(Allah O’nu affetsin) der ki; İrşad dairesinin kutbu, din ulemasının serdarı ve hakka’lyakıni talep edenlerin yeganesi olan Hz. Mevlana Halid, memleketinden yüce Nakşibendi tarikatı için, bu fakirin yanına geldi… Bundan sonra taliplerin terbiyesine seçilmiş biri olarak kendisine halifelik icazeti verdim. Yine Kadiriyye, Çiştiyye, Sühreverdiyye ve Kübreviyye gibi tarikatlarından da icazet verdim. Bu tarikatlarda onun eli benim elimdir ve o benim vekilimdir. Benim pirlerimin halifesidir. Onun razı olduğu şey bizim razı olduğumuz şeydir. Ona muhalefet eden bize muhalefet etmiştir. Cenab-ı Hak’tan bizim ve tüm kardeşlerimiz için afiyetlerinin devamını niyaz ederim..”[8]

 

İşte, Barzan coğrafyasında yaşayan insanların, inanç temelinde büyük bir değişim yaratan Nakşibendi- Halidiye kolunun ilk adımı  böyle atılmış. Süleymaniyeli Halid, beş ayrı tarikatle birlikte, benzer tüm dini öğretilerin halifeliğini böyle almış. Artık adı; Halife Halid’dir. Bağdatlı Halid ise daha sonra karşımıza çıkacaktır.  

Bu önemli bilgiyi bir başka kalemle de teyit edebiliriz. Necmeddin B. Muhammed Nakşibendi, Altın Silsile’de bizi doğruluyor ;

Abdullah Dıhlevi’nin yanında on ay kadar kalmış olan Halid-i Bağdadi, sadece ve başta Nakşibendilik olmak üzere beş tarikatın değil, benzer diğer tarikatların da icazetini almış ve hepsinin halifesi olmuştur. Bunlara ilave olarak,  zahiri ilimlerde tanınmışi olan Şeyh Veliyyullah Hanefi-i Nakşibendi hazretlerinden de Buhari, Müsliam, Ebu Davut, Tırmizi, Nesai, İbn Mace olarak tanınan altı hadis kitabı Kütüb-i Sitte’yi rivayet icazeti de alır.  

Sonra Abdullah-ı Dıhlevi hazretleri müridleriyle birlikte Mevlana Halid’i Delhi’nin dört mil dışına kadar dualarla bereketlerle himmetlerle uğurlar. 1811’de Süleymaniye’ye gelir. Aynı yıl, Seyyid Abdulkadir-i Geylani  hazretleri gibi bazı velilerin kabirlerini ziyaret eder. İnsanlar onun dergahına akın akın gelmeye başlar. Artık o zahiri ve batıni ilimlerde büyük bir alim ve mürşid-i kamildir. Bu yüzden kendisine “çift kanatlı” anlamında “Zülcenaheyn” denilir[9].

 

Mevlana Halid, Delhi’den deniz yoluyla döner. Süleymaniye’de kendisini bir sürpriz beklemektedir. Bu sürpriz Kadiri tarikatinden gelir;

Mevlana Halid deniz yoluyla Irak’a geldi, Süleymaniye’de halkın coşkulu sevgisiyle karşılandı, ama Kadiri tarikatı çevresinin eleştirileriyle karşılaştı. Bağdat’a giderek, Kadirilere üstünlüğünü sağladı”.  

Bu tepkiler üzerine, Halid hemen Bağdat’a gider. Ancak orası, Süleymaniye’den pek farklı olmaz, tarikatler arasında sanki bir savaş başlamıştır. Önce Halid’e yönelik eleştirilerin farklı cephelerde nasıl görüldüğüne bakalım…  

Halidiye Risalesi, Halife Halid için yapılan bu eleştirileri şöyle okuyor;

Bu süreçte Mevlana Halid-i çekemeyenler haset ve fitneye yönelenler onu şikayet eder. Bunun üzerine Bağdat’a gider. İsfahan Medresesi’ni onarırır, insanlara hizmet edilecek en güzede mekanlardan biri haline getirir ve orasını ilim ve zikir merkezi yapar. Ancak kalbine fesat tohumlarını atanlar, Mevlana Halid hazretlerini kendileri gibi görürler ve birçok kötülüğü ona reva görürler. Hatta Şeyh Ma’ruf gibi kimseler de onun dinden çıktığına hükmeder, bu konuda çeşitli risaleler yazarlar, onu şehirden uzaklaştırmak isterler. Ona hakaret edip küçümserler”.  

Halife Halid Bağdat Valisi’ne şikayet edilmiştir.

Bağdat Valisi Halid için ne düşünüyor, dinleyelim:

“Bu risalelerden biri Bağdat Valisi Said Paşa’ya ulaştığında, o hayretler içinde kalır ve Allah Allah! Coşkun denize ve parlak yıldıza benzeyen, herkesi kaplayan bir nur sahibi, gecelerinini namaz kılmakla ihya eden, manevi hazinelere sahip veli bir kimseye dinden çıktı denilse, artık bugün kime Müslüman denilebilir ki…” demekten kendini alamaz” [10].  

Vali böyle düşününce Halid hakkında işlem yapılmaz, aksine koruma altına alınır. Buradan da Halid-i Bağdadi olur, yani Bağdatlı Halil, oysa Süleymaniye’de doğmuştur. 

Halid, Bağdad-i olarak Süleymaniye’ye geri döner, artık Osmanlı koruması altındadır. Karşıtları yandaşlara dönüşür. Bir anda yıldızı parlar, öyle parlar ki, hem Anadolu hem de Orta Doğu’dan görülecek kadar. Işığın ulaştığı yerlerden biri de Kafkaslar olur. Kafkas Kartalı Şeyh Şamil dahi Mevlana Halid-i Bağdadi’nin peşinde gider. Yetiştirdiği halifeler dört bir cepheye yayılır; kimi İstanbul, kimi iç Anadolu, kimi Suriye’ye… 

Bu büyük ışık, Halidiye risalesinin satırlarına da yansır;

 “Vali Mevlana Halid’e sahip çıkar, onu tenkit edenlere engel olur ve bir süre sonra da Süleymaniye’ye uğurlar. Mevlana Halid hazretlerininin dergahına insanlar akın akın gelir. Alşimler, cahiller; komutanlarvaliler; abidler, zahidler, tacirler ve daha niceleri… O üzerinde taşıdğı sadat-ı kiramın nurları ile etrafa nur yayar, Hindistan’tan alıp getirdiği mana aleminin ışıklarını ta İstanbul’a kadar ulaştırır. Sonra bu ışık gittikçe yayılır; Şam ve civarı, Anadolu toprakları, Kuzey Irak, İran’ın kuzeybatısı, Kuzey Kafkasya onunla ve onun geride bıraktığı halifeleriyle yetişdirdiği kamil mürşidlerle dünyanın dört bir yanı aydınlanır. Mevlana Halid hazretleri 9 Haziran 1827 tarihinde Cenab-ı Hakk’ın rahmetine kavuşur. Allah Teala ona rahmet eylesin[11]. 

 Süleymaniyeli Halid’den Mevlana Halid-i Bağdadi Nakşibendi Hazretleri’ne geçişin kısa öyküsü işte bu… 

Bu kısacık ömre, tüm bunları sığıdırabilmek kolay değil; on ayda beş tarikatın halifesi olmak, 16 yılda Nakşi Halidiye ekolünü Balkanlar’dan Kafkaslar’a, tüm Orta Doğu’ya yayabilmek ve bu arada cumhurbaşkanları, başbakanlar yetiştirmek kolay değil. Bu yüzden, “Mevlana Halid Bağdadi üzerine çok yazılması, çizilmesi gerekiyor’, demiştim. Kendisi bunu hak ediyor. 

Mevlana Halidi Bağdadi’nin Irak kuzeyi Barzan coğrafyasında, ilk halifesi Şeyh 1’nci Abdusselam Barzani; Anadolu’da en önemli iki halifesi, sırasıyla, Hakkari’den Seyyid Abdullah, Şemdinli’den Seyyid Taha’dır, zaten ikisi de akrabadır.  

Unutmayın;, Seyit Taha, “Ben Kürt değilim, Musul’dan geldik” diyen Seyit Abdulkadir’in dedesidir….

Mevlana Halid-i Bağdadi'nin halifelerinden biri Barzani, diğeri de Talabani'dir...

Aklınızda bulunsun için, yazdım…

 

Erdal Sarızeybek

 

Başvuru kitabı: Cemaat ve Barzani



[1] El-Hac Hasan Şükrü, Şemdü’ş Şumüs, s. 156, Semerkand Yayınları, 2011.

[2] İsmet Bozdağ, Kürt İsyanları, araştırma, s. 37, Truva yayınları, 2009. .

[3] Necmeddin B. Muhammed Nakşibendi, Altın Silsile, s. 25., Semerkand Yayınları, 2011.

[4] El-Hac Hasan Şükrü, Şemsü’ş Şumüs, s. 43, Semerkand Yayınları, 2011.

[5] Soner Yalçın, Nakşibendiliğin Zorlu Sınavı, makale, Hürriyet Gazetesi, 4 Kasım 2007.

[6] Muzaffer İlhan Erdsot, Şemdinli Röportajı, s. 28, Onur Yayınları, 1987.

[7] Halidiye Risalesi, Mevlana Halid-i Bağdadi, s. 18, Semerkand Yayınları, 2011.

[8] El-Hac Hasan Şükrü, Şemdü’ş Şumüs, s. 156, Semerkand Yayınları, 2011.

[9] Necmeddin B. Muhammed Nakşibendi, Altın Silsile, Mevlana Halid-i Bağdadi, s. 323. Semerkand Yayınları, 2011.

[10] Halidiyye Risalesi, s.21, Semerkand Yayınları, 2011.

[11] Halidiyye Risalesi, s.26. Semerkand Yayınları, 2011.

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Başbakan Davutoğlu'ndan HDP'ye Sert Çıkış! Konur Vadisi'ni kim cezalandırıyor, AKP mi yoksa PKK mı? "Şah Fırat Operasyonu"nda Türk Bayrağı İnmeden Yerine Yenisi Dikildi Irak'a AĞIR BOMBARDIMAN! İstanbul'da Terör Savcısına Silahlı Saldırı! CHP’DEN İŞ DÜNYASINA ÇAĞRI! FLAŞ! Tam 5000 Yıllık Yerli Tohum! AKP'li ESKİ Vekile ByLock GÖZALTISI!

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Bu Çekirdek Bize Lazım!