17969 görüntülenme28 Aralık 2019
İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, Sözcü gazetesinin sahibi Burak Akbay ile gazetenin bazı yazarları, yetkilileri ve çalışanlarının yargılandığı davada kararını açıkladı. 9 sanıktan, gazetenin yazarlarından Emin Çölaşan ve Necati Doğru 3 yıl 6 ay 15'er gün hapis cezasına çarptırıldı. 5 sanık da en az 2 yıl 1 ay hapis cezası aldı.

‘ÖRGÜT ÜYESİ OLMAMAKLA BİRLİKTE ÖRGÜTE YARDIM’

Sanıklar, Gülen yapılanması kastedilerek "silahlı terör örgütünü yönetmek", "silahlı terör örgütü propagandası yapmak" ve "silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme" suçlamalarıyla yargılanıyordu.(BBC)

ŞİMDİ TARİH: 8 HAZİRAN 2018…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı televizyon programında Gülen yapılanmasıyla ilgili "FETÖ'nün bizim zamanımızda büyüdüğü iddiasını reddetmem, ihanet şebekesiymiş" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 'Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)' ile mücadeleye ilişkin sözleri de şöyle:

"FETÖ'nün bizim zamanımızda büyüdüğü iddiasını ben reddetmem. Bunlar büyük bir ihanet şebekesi içerisindeymiş. Aldatıldık… Biz bunun üzerine ısrarla da gittik. Birçok STK'lar da masaya yatırıldı. 2010'dan sonra da ayıklama süreci başladı.(Kaynak: BBC Türkçe, 8 Haziran 2018).

FETULLAH GÜLEN VAKASI NEDİR

Haziran 1999 ayı itibariyle Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Fettullah Gülen hakkında “Şeriat devleti kurmak amacıyla yasadışı örgüt oluşturmak" iddiasıyla soruşturma başlattı. Aynı tarihlerde Gülen –ABDGULLİ- sağlık gerekçesiyle o ülkeye kaçtı. Zaten bir daha da geri dönmedi.

SORUŞTURMAYI YAPAN SAVCIYA KUMPAS

Hakkında başlatılan soruşturma 2000 yılında davaya dönüştü ve yargılanmaya başladı. Aynı yıl davaların ertelenmesine dair 4616 Sayılı kanun çıkarıldı -Üçlü Koalisyon dönemi- ve yine aynı yıl, soruşturmayı başlatan Savcı Yüksel hakkında seks kasetleri ortaya atılarak görevden alınması sağlandı.

GÜLEN İÇİN KANUN DEĞİŞTİRİLDİ

Mart 2003.
Gülen davası yeni çıkarılan yasaya göre ertelendi. Gülen itiraz etti. İtiraz reddedildi. Bu arada Terörle Mücadele Yasası’nda bir değişiklik yapılarak, terör tanımında yer alan “baskı, yıldırma, tehdit, sindirme veya korkutma yöntemlerinden biriyle…” ifadesi değiştirildi ve yerine “cebir ve şiddet” şartı getirildi.

EMNİYET ‘TEHLİKELİ’ DEDİ AMA KİMSE DİNLEMEDİ

2004’te DGM’ler kaldırıldı. Dava 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Gülen yeniden itiraz etti ve dava yeniden görülmeye başlandı. Bu arada Emniyet Genel Müdürlüğü Gülen hakkında, “eylemlerinde cebir ve şiddet unsuru bulunmadığına” ilişkin bir rapor verdi. Halbuki aynı Emniyet 2000 yılında “Gülen’in tehlikeli olduğuna” ilişkin rapor vermişti. Ama neticede Gülen beraat etti. Yargıtay mahkemenin beraat kararını onayladı, onaylarken de, Gülen’in eylemlerinde “cebir ve şiddet unsuru bulmadığını” açıkladı. İşte Gülen Davası’nın kısa hikâyesi bu…

KANUNA KARŞI HİLE

Bu durum tamamen kanuna karşı hileydi çünkü Gülen’in eylemlerinin cezalandırılması gerekirken mevcut yasaları değiştirmek suretiyle bizzat bu siyaset eliyle suç olmaktan çıkarılmıştı. Aynı Gülen, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na göre yargılanmış olsaydı, örgüt kurmaktan değil, “vatana ihanet” suçundan yargılanmış olacaktı… Şimdi cezası ise artık vicdanlarda kaldı…

VATANA İHANET SUÇ DEĞİL Mİ

Olayın elbet bir de cumhurbaşkanlığı boyutu var. 1982 Anayasası’nın 105 nci maddesine göre Cumhurbaşkanları ancak “vatana ihanet” ile suçlanabiliyordu hala da öyle ama o tarihte Vatana İhanet Kanunu vardı, böyle bir suç işlenirse eğer, o kanuna göre yargılaması yapılabilecekti. İşte o madde: ”Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır…”

ÖZAL HIYANETİ VATANİYE KANUNU’NU KALDIRDI

Ama şimdi ülkede Vatana İhanet Kanunu yok, bakın şu işe!
Oysaki yürürlükten kaldırılan “vatana ihanet” suçunun kapsam ve niteliğini açıklayan tek kanun oydu, işte sözünü ettiğim kanundu. Ve bu kanuna göre vatana ihanet suçunun oluşabilmesi için üç ana eylem suç sayılmıştı: Devlete isyan, saltanatı geri getirmek ve din üzerinden siyaset yapıp örgütlenmek… Ve bu her üç suçun da cezası idamdı.Ama Özal bu kanunu kaldırdı ve yerine “Terörle Mücadele Kanunu” getirdi.

DİN ÜZERİNDEN ÖRGÜTLENMEK SERBEST BIRAKILDI

Ve bu yeni kanunda “Saltanat ve din üzerinden siyaset” suçları suç olmaktan çıkarıldı. Devlete isyan anlamında anayasal düzeni değiştirmek fiilinin oluşması için de “cebir ve şiddet” şartı konuldu. Şimdi bu durumda, bizim ülkemizde “vatana ihanet” suç değil çünkü kanunu yoktur, kanunun suç saymadığı bir eylemden de kimse yargılanamaz…

SONUÇ

Şimdi diyorlar ki “efendim bunu biz yeni Türk Ceza Kanunu içine aldık ve bu suçu savaşta iken devlete karşı yabancılarla yapılan işbirliği olarak” tanımladık… Peki ya bu suç barış zamanında işlenirse ne olacak?

Bu durumda, bizim ülkemizde “saltanatı geri getirmek için örgütlenmek” de suç değildir, onun da kanunu yoktur… Şimdi bu durumda, Fettullah Gülen ve benzerleri için de “halkımızın kutsal din duygularını istismar ederek örgütlenmek” de suç değildir, çünkü bu tür eylemler Özal ve Erdoğan dönemlerinde çıkarılan yasalarla suç olmaktan çıkarılmıştır. Ancak siyasi partiler, bu tür eylemler içerisine girerse eğer, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmaktan yargılanabilir.

Bu suça karşılık verilecek ceza "parti kapatma ve para cezası"dır. Parti kapatmanın neredeyse imkânsız hale geldiği düşünülürse, olası bu para cezasının ne denli caydırıcı olabileceği sizin takdirinize bırakılmıştır…

Erdal Sarızeybek
‘Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak’/Destek Yayınları, Ekim 2019

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haberwww.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırmawww.bilgeturksam.com
Video Haberwww.sarizeybek.tv
Özel Haberwww.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAPwww.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ