İBB Sözcüsü Murat Ongun, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun İlim Yayma Vakfı'nın kurucu üyeliğinden çıkacağını söyledi. Ongun, "Bu makama gelenler daha sonraki dönemlerde de doğal olarak vakfın kurucu üyesi sayılmış. Belediye başkanının kim olduğundan bağımsız olarak bu uygulamayı devam ettirmişler, bu konudan hiçbir şekilde haberimiz yoktu" dedi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Sözcüsü Murat Ongun, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun İlim Yayma Vakfı'nın 'kurucular listesi'nde yer almasına ilişkin olarak açıklamada bulundu. Ongun, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

‘HABERİMİZ YOK, BAŞKAN KURUCU ÜYE SAYILMIŞ’


"Vakfın duyurusunda da yer aldığı üzere, 1973 yılında söz konusu vakfın kuruluşunda İstanbul Valisi, İBB Başkanı ve Müftüsü'nün yer alması dolayısıyla bu makama gelenler daha sonraki dönemlerde de doğal olarak vakfın kurucu üyesi sayılmış. Belediye başkanının kim olduğundan bağımsız olarak bu uygulamayı devam ettirmişler, bu konudan hiçbir şekilde haberimiz yoktu."

Ongun, dün basına yansıyan bilgilendirme belgesinin “kendilerine ulaşmadan servis edildiğini” belirtirken, Ekrem İmamoğlu'nun söz konusu "kurucu üyelikten çıkacağını" dile getirdi(Ajanslar).

Haber işte böyle…
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı makamı İlim Yayma Vakfına kurucu üye yapılmış, otomatik olarak. Listede Vali ve Müftü de var. Tabii bu durum doğal olarak vakfa büyük bir güç kazandırıyor.
Peki neden bunu yapıyorlar derseniz, işin geçmişi ve boyutu düşünülenden de büyük…

‘SİYASİ TUZAK’

Emekli Albay Erdal Sarızeybek son yazdığı ‘Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak’ adlı kitabında bu meselenin küresel boyutu masaya serdi. Sarızeybek Tarikat, siyaset ve ticaret ilişkilerinden yola çıkarak konuyu 17/25 Aralık operasyonları ve 15 Temmuz’a bağladı. Bugün Fetö’nün siyasi ayağını arayan siyasi ve adli makamlara kanıt niteliğinde dosyalar sundu. Kitapta yer alan İlim Yayma Cemiyeti ile ilgili kısım şöyle;

‘HER ŞEY ABD İLE YAPILAN İKİLİ ANLAŞMAYLA BAŞLIYOR’

“…Bu noktada her şeyin ,1949 yılında, Türkiye ile ABD arasında imzalanan ‘Eğitim İşbirliği Anlaşması’yla başladığını söyleyebiliriz. İkinci dünya harbi sonrasında Stalin tehdidinin bir sonucu olarak, güvenlik kaygısıyla ABD’ye yönelen Türkiye, milli eğitimi konusunda ikili bir anlaşmaya imza atmak durumunda kaldı. Savaş yorgunu, borçlu ve fakir bir ulusun yol haritasını doğrudan etkileyen bir anlaşmaydı bu. Hiç şüphe yok ki bu anlaşmaya imza atan Cumhuriyetin kurucuları devrimle başlatılmış olan hamlelere bir ivme kazandıracağını düşüncesindeydiler. Ama sonrasında yaşanılan olaylar hiç de öyle olmadığını gösterdi.”

‘ÖNCE MİLLİ EĞİTİMİ ELE GEÇİRDİLER’

“ İkili Anlaşma adıyla Türk tarihine geçen bu karşılıklı eğitim anlaşmasında ilk adım, Ankara’da bir eğitim komisyonunun kurulmasıyla atıldı. Komisyon dokuz kişiydi; dördü Türk dördü Amerikalı. Başkanlığa getirilen dokuzuncu kişi ABD’nin Ankara Büyükelçisi olunca, denge bozuldu. Karar mekanizması Amerikalı Büyükelçinin yönetimine geçti. Milli eğitim ve öğretimin sevk ve idaresi böylece ABD’nin ellerine teslim edildi.”

‘SONRA NAKŞİBENDİ TARİKATINI GÜÇLENDİRDİLER’

“ Aydınlanmanın kaynağı olan Köy Eğitmen Kursları, Halkevleri ve bir dünya projesi olan Köy Enstitülerinin kapatıldı. Hazırlıkları çok önceden yapılmış olan toprak reformundan vazgeçildi. İlginçtir İsrail’in kuruluşuyla Suudilerin Rabıta üzerinden yeşil sermayeyi Türkiye’ye taşıdığı süreç bu değişimle atbaşı gidiyordu. 1925’te kapatılmış olan tekkelerin, dergah ve cemaatler birbiri ardına açılmaya başladı. Cumhuriyet Saray’ından kovulan Halidi Nakşibendi Tarikatı şimdi Saray’a geri dönebilmenin hesaplarını yapıyordu...”

‘DERKEN TARİKATIN SİYASETÇİLERİNİ YETİŞTİRDİLER’

“İstanbul’da açılan ilk Nakşibendi tekkesi Gümüşhanevi oldu. Ardından İskenderpaşa ve İsmailağa tekkeleri faaliyete geçirildi. Bu tekkeler üzerinden üniversite öğrencilerine kapı açıldı ve ünlü şeyhler, el-Akri ve el-Ervadi, İstanbul’da aktif olarak tarikatı yaymaya başladılar. İlerleyen süreçte Gümüşhanevi Şeyh Bekkine’yi, Bekkine Şeyh Zahid Kotku’yu yetiştirdi. Tarikat Cumhuriyet Sarayı’na da işte bu Şeyh Kotku eliyle girdi. Özal, Erbakan, Gül, Arınç ve Usta birçok devlet ve siyaset adamı, başbakan, bakan, milletvekili, üst düzey bürokrat ondan etkilendi. “

‘TARİKAT DEVLET İÇİNDE DEVLET OLDU’

“Tarikatın bu yeni stratejisine geçmişin ışığında bakıldığında, Anadolu’da isyanlar ve isyancı şeyhleriyle tarihe yazılmış ve kendini cami cemaatleri ve tekkelerle sınırlamış olan bu tarikatın olağanüstü bir açılım yaptığını görüyoruz. Bir yanda sivil toplum örgütü şemsiyesi altında halka açılırken, öte yanda dini motifli vakıflar üzerinden kendine finans sağladığını ve siyasetçi yetiştirmeye başladığını söylemek mümkün. 

Bu yeni çehresiyle tarikata bakıldığında ünlü şeyhlerin yerini kendi elleriyle yetiştirilmiş olan siyasetçilerin aldığını ve bu kadroyla devletimizi yönetmeye hazırlandığı anlaşılıyor. Halidi Nakşibendi Tarikatında bu bir ilktir. Bugüne kadar devletin himayesinde varlık bulan bu tarikat, şimdi devleti istemektedir…”
Uğur Mumcu bu yapıyı şöyle resmediyor;

‘Faizsiz bankalar, bu bankaların kurucuları, bu banka kuruluşlarının siyasal etkinlikleri ve bu finans kurumlarına ayrıcalıklar… İlim Yayma Cemiyeti ve Aydınlar Ocağı’ndan gelip Suudi ortaklıklarıyla güçlenen, gün geçtikçe büyüyen bir para imparatorluğu’ …

‘İLİM YAYMA CEMİYETİ ODAK NOKTASI’

İşin aslı Tarikatın gün yüzüne çıkışı, siyasetçilerin yetiştirilmesi ve derken siyasi sivil toplum çatısı altında teşkilatlanmaya geçilmesi hep aynı zincirin bir halkası. Belki de İlim Yayma Cemiyeti’nin, 1 Ekim 1951, kurulmasıyla bu zincire en büyük halka eklenmiş oldu. Özal biraderler yine baştaydı. İşte kurucuları;

‘Turgut ve Korkut Özal, Muammer, Sabahattin, Abidin, Mustafa ve Eymen Topbaş, Yusuf Türel, Prof. Ayhan Songar, Prof. Nevzat Yalçıntaş, Mehmet Aydın, Prof. Salih Tuğ, ve sanayici İbrahim Bodur.’ Öyle zengin bir akademi kadrosuyla kurulmuş ki görseniz şaşarsınız; ‘Fahrettin Kerim Gökay, Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof. Kazım İsmail Gürkan, Prof. Ömer Celal Saraç, Prof. Mustafa Şekip Tunç, Prof. Sıddık Sami Onar, Prof. Kerim Erim, Prof. Ali Fuat Başgil, Prof. Yavuz Abadan, Prof. Nihat Reşat Belger, Dr. Adnan Adıvar, Prof. Şükrü Baban…

‘DEVLET ELİYLE DEVLET GÜCÜ’

“Bugünün ünlü siyasi isimlerinin geriye dönük toplanma noktasına bakıldığında ise asıl büyük tesadüf kendisini orada gösteriyor. Bu zincirin en büyük halkası olduğunu düşündüğümüz İlim Yayma Cemiyeti bu noktada yeniden karşımıza çıkıyor. Cemiyetin kuruluşuyla tarikatın Türkiye’de siyasi gelişiminin aynı sürece denk gelişiyse artık tesadüfle açıklanamıyor. Daha yeni Zonguldak’ta Fetö denilerek kapatılmış olan bir öğrenci yurdu arazisiyle birlikte bu cemiyete devredildi. Adı değiştirildi, 15 Temmuz Yurdu oldu. 

Halbuki memlekette herkesin çocuğuna açık Kredi ve Yurtlar Kurumu vardı ama nedense bu yurdu devletin kurumuna devretmek kimsenin aklına gelmedi. Başta Suudi sermayesiyle, bugün ise Usta siyasetinin devlet desteğiyle olağanüstü güç kazanan bu cemiyet büyümesini hala sürdürüyor. “

‘CEMİYETTEN ÇIKAN YA BAKAN YA BAŞBAKAN YA CUMHURBAŞKANI’

“İlim Yayma Cemiyeti kurucu ve üyelerinin profiline bakıldığında ise bu cemiyette başlayan yolculukların her nasılsa devletin en yüksek makamlarında noktalandığını görüyoruz. Bir dönem Meclis Başkanlığı yapmış İsmail Kahraman sadece bir örnek. Resmi biyografisi kurucu olduğunu açıklıyor; ‘1996-1997 yılları arasında 54. Refah- Yol Hükümeti’nde Kültür Bakanı olarak görev yaptığı ve İlim Yayma Cemiyeti ve İş Dünyası Vakfı Yüksek istişare Kurulu üyesi ve İlim Yayma Vakfı kurucu üyesi olduğu…’ Listede Ekmeleddin İhsanoğlu da var.”

‘DİN ÜZERİNDEN ÖRGÜTLENMEK YASALLAŞTIRILDI’

“Özal’a Başbakanlığa giden yolu açan 12 Eylül darbesinin yönetim kadrosu nedense bu yükselen teo-stratejik yapı karşısında hep sessiz kaldı. Halbuki Atatürk zamanında çıkarılmış olan Hıyaneti Vataniye Kanuna göre ‘din üzerinden siyasi örgütlenmek’ suçtu, cezası idamdı ama yargı harekete geçmedi,geçirilmedi. İşin trajedisi ise bu kanun yine Özal tarafından kaldırıldı, din üzerinden örgütlenmek serbest bırakıldı(1992). “

‘TEO-STRATEJİK GÜÇ ODAĞI’

Geldiğimiz bu noktada, ABD ile imzalanan İkili Anlaşma sonrası bu tarikatın Türkiye’de hangi örtülü yapılar üzerinden teşkilatlandığı, bu yapılar eliyle sakallı şeyh profilinden takım elbiseli siyasetçi-iş adamlarına nasıl büründüğü ve arkasına aldığı teşkilat desteğiyle nasıl bir teo-stratejik küresel güç odağına dönüştüğü artık anlaşılabiliyor. Prof. Dr. Nadim Macit, tarikatın merkezine oturduğu bu teo-stratejiyi akademik dilde şöyle tanımlıyor; ‘Din, devletlerin ve güç merkezlerinin farklı nedenlerle uyguladıkları politik pratikleri meşrulaştırma aracı olarak kullanmaktır.’

İŞİN İÇİNDE İŞ

Şimdi tarikatın bu görünen yüzüyle bugün yaşadıklarımız yan yana getirildiğinde doğal olarak insan aklı, belediyelerden aldığı ‘bedelsiz’ arsa, bina, yurt, okul gibi desteklerle çığ gibi büyüyen bu yeni vakıfların başkanları, kurucuları ve üyeleri ile tarikat arasındaki bağları merak ediyor. Allah’ın insanoğluna bahşettiği en büyük lütuf olan akıl bu noktada durmuyor.

Usta’nın öncülüğünde kurulan ve oğlu Bilal’in liderliğinde başta Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV)’in bu teo-stratejik yapılanma içerisindeki yerini anlamaya çalışıyor. Bu teo-stratejik yapılanma ile bugün Türkiye’ye karşı konumlanmış küresel projeler arasında ne gibi bir bağ olabilir, onu düşünmeye başlıyor. Zaten mesele tarikatın küresel boyutuna gelince işin rengi değişiyor…

Peki 17/25 Aralık operasyonları ve 15 Temmuz’un bu resimdeki yeri ne?..

Erdal Sarızeybek
Usta’nın Göremediği Siyasi Tuzak/ Destek Yayınları, Ekim 2019

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haberwww.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırmawww.bilgeturksam.com
Video Haberwww.sarizeybek.tv
Özel Haberwww.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAPwww.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ