Tarih: 30 Ekim 1923. Cumhuriyet’in ilanından bir gün sonra.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’yı köşke davet etti. Misafir salonuna aldı. Ülkenin genel durumu hakkında bakanlıklara incelemeler yaptırmıştı. Raporlar sehpanın üzerindeydi. “Sevgili Paşam” dedi ve anlatmaya başladı:

‘BİZ YOKSUL BİR ÜLKEYİZ, ÇOK ÇALIŞMALIYIZ’

“Yoksul köylü bir devletiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4000 km kadar demiryolu var Anadolu’da, bir metresi bile bizim değil. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzu bile dışarıdan getiriyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor. Şu andaki doktor sayımız 337, sağlık memuru sayısı 434, 150 kadar ilçede doktor yok. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar halkımızı kırıyor. Ebe sayısı çok az. Kırk küsur bin köye karşılık ebe sayımız 136. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun.”

‘HER ŞEYİ İTHAL EDİYORUZ, ÜRETMEMİZ LAZIM’

“Telefon, motor, makine yok denecek kadar az düzeyde. Teknolojiden yoksun bir ülkeyiz. Bütün sanayi ürünlerini dışarıdan satın alıyoruz. Kiremit bile ithal etmekteyiz. Avrupa’nın her çeşit malı için açık pazar hallideyiz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var. İktisadi hayatımız da eğitim durumumuz da içler acısı bir halde. İktisatçımız çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. 

Halkın eğitimi ise hiç çözülmemiş bir sorun olarak duruyor. İki yıl önce Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir hars (kültür) şubesi kurmuştuk. Bu şube Anadolu kültürü ile ilgili eşyaları, belgeleri topluyordu. Ödeneği yükseltilemediği için bu hizmet gelişmedi. Birçok kültür eseri dışarı kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediyor.”

Gazi Paşa konuşmasını bitirdi, raporların kopyalarını İsmet Paşa’ya verdi. Bakanlar Kurulu toplandı, sabaha kadar çalıştılar. İsmet Paşa sözü aldı, “Beyler...” diyerek söze başladı:

‘BORÇ ALMAYACAĞIZ, ÇALIŞACAĞIZ KAZANACAĞIZ’

“Lord Curzon’dan kredi, destek, yardım istersek, bizden ayrıcalık, öncelik, hak isteyecekler, bize yine küçümseyerek bakacak, onurumuzu kıracaklar. Bunun ne demek olduğunu bilen insanlarız. Yine sağmala döner, milletimizin hakkını yabancılara yedirmiş oluruz. Öyleyse dışarıdan yardım beklemeyeceğiz, tek kuruş istemeyeceğiz. Kendi bir kaşık yağımızla kavrulacağız. Hiçbir alanda israfa, gösterişe, lükse kaçmayacağız, hesapsızlık yapmayacağız. Tek kuruşu bile düşünerek harcayacağız. İşimiz imkânsızı başarmak. Hem de hızla.”
*

‘ÇİFTÇİYE TOPRAK VE ÜRETİM’

Sorun tespit edildi, çözüm bulundu ve yol haritası çizildi. “Derebeylik sistemini ortadan kaldırmak, halkı ağaların baskısından kurtarmak; irticanın kökünü kazımak; bölücülüğü etkisiz kılarak milli bütünlüğü sağlamak; sınıf farklarını ortadan kaldırmak; çiftçiye toprak vererek köylüyü üretici hale getirmek; toprağı verimli işleyip üretimi artırmak; köylüyü özgürleştirip çağdaşlaştırmak ve kadın-erkek eşitliğini ve kız çocuklarının okutulmasını sağlamak.”

BUGÜN SATILANLAR CUMHURİYET’İN KURDUĞU FABRİKALAR

Ve İş Bankası ile Alpullu Şeker Fabrikası’yla başladılar...
Kırıkkale Mühimmat, Bünyan Dokuma, Ankara Çimento, Kırıkkale Elektrik, Nuri Killigil Tabanca, Ereğli Bez, Bursa Süt, İzmit Paşabahçe Şişe Cam ve Kâğıt, Keçiborlu Kükürt, Isparta Gülyağı derken Nazilli Bez, Gemlik İpek, Bursa Merinos, Çubuk Baraj, Ankara Top Tüfek, Zonguldak Taş Kömür, Bitlis Sigara, Malatya Bez, Sivas Çimento, Karabük Demir Çelik, Sümerbank, Divriği Demir, Etibank... Kısaca bugün Usta siyasetinin baba mirası gibi özelleştirme diyerek sattığı ne var ne yoksa bir kenara yazın, kuruluş tarihlerine bakın, o size Cumhuriyet’i kuranların bize emanet etmiş olduğu mirası gösterecektir.

ABD’YE AÇILAN YELKENİN BEDELİ AĞIR OLDU

Büyük harp sonrası Cumhuriyet’i kuranlar böyle yola çıktılar ama bu rota ne zaman ki ABD’ye yelken açtı, işte o zaman yön değişti. Kendini bir anda okyanusun derinliklerinde bulan Cumhuriyet, İsrail kuruluşuyla birlikte ortaya çıkan fırtınadan bir türlü kurtulamadı. Bu noktada her şeyin, 1949 yılında, Türkiye ile ABD arasında imzalanan Eğitim İşbirliği Anlaşması’yla başladığını söyleyebiliriz.

BİR YANDA RUSYA BİR YANDA ABD

İkinci Dünya Harbi sonrasında Stalin tehdidinin bir sonucu olarak, güvenlik kaygısıyla ABD’ye yönelen Türkiye, milli eğitimi konusunda ikili bir anlaşmaya imza atmak durumunda kaldı. Savaş yorgunu, borçlu ve fakir bir ulusun yol haritasını doğrudan etkileyen bir anlaşmaydı bu. Hiç şüphe yok ki bu anlaşmaya imza atan Cumhuriyet’in kurucuları devrimle başlatılmış olan hamlelere bir ivme kazandıracağı düşüncesindeydiler. Ama sonrasında yaşanılan olaylar hiç de öyle olmadığını gösterdi.

ABD MİLLİ EĞİTİMİ ELE GEÇİRDİ

İkili Anlaşma adıyla Türk tarihine geçen bu karşılıklı eğitim anlaşmasında ilk adım, Ankara’da bir eğitim komisyonunun kurulmasıyla atıldı. Komisyon dokuz kişiydi; dördü Türk dördü Amerikalı. Başkanlığa getirilen dokuzuncu kişi ABD’nin Ankara Büyükelçisi olunca, denge bozuldu. Karar mekanizması Amerikalı Büyükelçi’nin yönetimine geçti.

CUMHURİYET OKULLARI KAPATILDI, TARİKAT TEKKELERİ AÇILDI

Milli eğitim ve öğretimin sevk ve idaresi böylece ABD’nin ellerine teslim edildi. Aydınlanmanın kaynağı olan Köy Eğitmen Kursları, Halkevleri ve bir dünya projesi olan Köy Enstitüleri kapatıldı. Hazırlıkları çok önceden yapılmış olan toprak reformundan vazgeçildi. İlginçtir İsrail’in kuruluşuyla Suudilerin Rabıta üzerinden yeşil sermayeyi Türkiye’ye taşıdığı süreç bu değişimle at başı gidiyordu. 1925’te kapatılmış olan tekkeler, dergâh ve cemaatler birbiri ardına açılmaya başladı. Cumhuriyet Saray’ından kovulan Halidi Nakşibendi tarikatı şimdi Saray’a geri dönebilmenin hesaplarını yapıyordu...

Erdal Sarızeybek

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haberwww.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırmawww.bilgeturksam.com
Video Haberwww.sarizeybek.tv
Özel Haberwww.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAPwww.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ