Dünya
08 Aralık 2016 ( 2450 görüntülenme )

Büyük Suikast!

Çocuklarımızın hayatı gerçekten tehlikede mi?


Gökmen Ulu yazdı, Sözcü Gazetesi yayınladı, işte o haber(23 Ekim 2014):

Türkiye onu “Efsane Albay” olarak tanıdı. Terör olaylarının en şiddetli olduğu 1990′lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’na görev yapan, bölge halkının sevgisini ve güvenini kazanan, tarihi olaylara şahitlik eden Erdal Sarızeybek, emekli olduktan sonra ekranlara çıkarak olan-bitenleri anlaşılır ifadelerle gözler önüne serdi.

 

Askerliğinin yanına yazarlığını da ekledi ve daha sonra kitap yazmaya başladı. Son kitabı “Büyük Suikast” ise önceki gün çıktı.

 

Sarızeybek, gündemdeki gelişmelere ilişkin çarpıcı saptamaları ile birlikte son kitabını ilk kez SÖZCÜ‘ye anlattı.

 

Kitabınızın adı “Büyük Suikast” İsmi nereden geliyor? Kitapta neler anlatılıyor?

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı çıkıyor diyor ki; “Çözüm sürecini bilmiyoruz. Bu konuda niye bir açıklama yapılmıyor?”

 

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı çıkıyor diyor ki; “Çözüm süreci kötüye gidiyor. Açılım politikası açıklanmıyor.”

 

Daha geçen günlerde Genelkurmay Başkanı açıklama yaptı, “Çözüm süreci ile ilgili bize yeterli bilgi verilmedi” dedi.

 

Oysa her şey gözümüzün önünde oluyor. Daha nasıl çıkıyorlar da “bilmiyoruz” diyorlar?

Kitabımızda ele aldığımız ana konulardan biri de bu. Bugün, AKP Siyaseti ile sürecin nereye gittiğini görebilmek için, mutlak surette, Özal dönemindeki karanlık olayların aydınlatılması gerekiyor. Aksi halde bugün Türkiye’nin “çözüm süreci” adı altında nereye gittiğini görmemiz mümkün olmaz.

 

Eğer bu süreç ve AKP’nin Ortadoğu siyaseti denetim ve kontrol altına alınmaz ise bir suikaste dönüşebilir.

 

“Büyük Suikast” kavramı Türk tarihinde ilk kez Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1920 yılında açıklanmıştır. Atatürk bu söz ile Türk Milleti ve Türk Yurdu’nun fiilen tehlikeye düştüğünü anlatmak istemiş, milli mücadele sonucu Sevr Antlaşması’nın başarısızlığa uğratıldığını belirtmiştir. Büyük Suikast süreci günümüzde şekil değiştirerek devam etmektedir.

BİZ ÖLÜNCE BUNLARI ANLATACAK KİMSE KALMAYACAK

 

Kitapta özellikle 93 olayları üzerinde duruyorsunuz. 1993′ü kısaca hatırlatır mısınız?

Yeni nesil Turgut Özal’ı tanımıyor. Bugün olanları anlamak için o karanlık yılların aydınlatılması gerekiyor.

 

1980-1988 Irak-İran Savaşı,

1988 Halepçe Katliamı,

1990-1991 Birinci Körfez Savaşı ve Çekiç Güç,

1992 Eşref Bitlis’in Kuzey Irak Harekatı ve Muavenet Zırhlısı’nın Vurulması,

1993 Ocak ayında Uğur Mumcu’nun öldürülmesi,

Şubat ayında Eşref Paşa’nın uçağının düşmesi,

Mart ayında bizzat Özal’ın PKK ile ateşkes yapması, bu ateşkes sonrası toparlanıp güçlenen PKK’nın Mayıs’ta Bingöl’de 33 askerimizi şehit etmesi,

ardından yaşanan Madımak ve Başbağlar olayları,

faili meçhul cinayetler ve suikastler,

tüm bunlar aydınlatılmaz ve o dönemde olanların gerçek yüzü gelecek nesillerimize aktarılmaz ise bugün Türkiye’nin nereye gittiği sorusunun cevabını bulamayız.

 

Neden anlatılmıyor? Bunlar Türkiye siyasetini nasıl etkiledi, neleri değiştirdi? Söylenmiyor. Biz olayları sahada yaşadık, tanık olduk. Biz ölünce bunları anlatacak hiç kimse kalmayacak. Bunları anlatmak bizim tarihi görevimiz.

 

ÖZAL TÜRKİYE’Yİ ALDATTI MI?

Özal’ı niçin eleştiriyorsunuz?

Özal “Bir koyup, üç alacağız” dedi, ülkemizi 100 milyar dolar ekonomik kayba uğrattı. Özal, 1984′te PKK Şemdinli’ye saldırdığında “Bunlar üç-beş eşkıya” diyerek bizi aldattı. Zamanla gördük ki üç-beş eşkıya değilmiş.

 

İşte bugün Özal siyasetinin devamını uygulayan Erdoğan ve AKP, PKK ile masaya oturdu. Özal “Çekiç Gücü ben getirdim, endişelenmeyin” dedi, ama orada da yanılttı.

 

Çekiç Güç neden gelmiş, gelince ne olmuştu?

1991′de ABD ve Koalisyon Güçleri Irak’a harekata başladığında, Özal, Irak’ın kuzeyine uçuş ve müdahale yasağı konulmasını sağlamış, bölgeye yabancı askeri birliklerden oluşan Çekiç Güç gelmişti. Bunun sonucunda bir de baktık ki ortaya Barzani’nin Özerk Kürdistan’ı çıktı. Bir baktık ki karşımıza sayısı 20 bini aşan PKK terör örgütü çıktı. Şimdi aynısı Suriye’nin kuzeyi için yapılmaya çalışılıyor. Aynısı.

 

UĞUR MUMCU’YU KİM ÖLDÜRDÜ?

Türkiye’nin en önemli soruşturmacı gazetecisi Uğur Mumcu, 1993′te otomobiline yerleştirilen bombanın infilakı ile katledilmişti. Kitabınızda basın şehidimiz Uğur Mumcu’nun neden öldürüldüğüne de yanıt var mı?

 

Uğur Mumcu’nun o dönemdeki bütün araştırmalarını ve yazılarını inceledim. Uğur Mumcu’nun, öldürülmeden önce ABD’nin Kuzey Irak’ta Çekiç Güç vasıtası ile bir Kürt Devleti kurmak istediğini, bunun, Sevr Planı’nın bir parçası olduğunu söylediğini gördüm.

 

Hazırladığı dosyalarda, Amerika’nın Ortadoğu’da yapmak istediklerinin Türk Milleti’ne yönelik suikast olduğunu açıklıyor. Öldürülerek susturuldu. Uğur Mumcu cinayetinin sonradan ortaya çıkan radikal dinci örgütlere bağlanmasının hiçbir anlamı yok. Kitapta yazdım.

 

ÖZAL PKK’YI GÜÇLENDİRDİ Mİ?

Aynı yıl Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele’nin kilit isimlerinden Binbaşı Cem Ersever de başına iki kurşun sıkılarak öldürülmüştü. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağı düşmüştü. Nasıl yorumluyorsunuz?

 

Eşref Bitlis olayı yüreğimizde kanayan bir yaradır, dinmeyen bir acıdır. Yakın tarihimizde en büyük kara harekatını Eşref Bitlis başlattı. Tıpkı Uğur Mumcu gibi Eşref Paşa da tehlikeyi görmüştü. Eşref Bitlis’i canlı olarak son görenlerden biriyim.

 

Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile birlikte görev yerim Şemdinli’ye gelmişti. ABD uçaklarının PKK’ya yiyecek vb. malzeme attığını Eşref Paşa’ya ben anlattım.

 

Çekiç Güç’ün PKK’yı Kuzey Irak’ta eğittiğini, bu silahlı gücün köylerimize, şehirlerimize baskın yapacağını, Türkiye’yi bir ateş gölüne çevireceğini de söyledim.

 

Eşref Paşa, Büyük Suikast’ı önlemek için 3 Ekim 1992′de Kuzey Irak’a girmeyi kararlaştırdı. Amerika’ya rağmen PKK tehditi yok edilecekti.

 

Aynı gün Türkiye’ye gözdağı vermek için Muavenet Zırhlısı vuruldu. Ama Eşref Paşa öyle yiğit bir insandı ki durmadı. PKK’ya çok büyük darbe vuruldu. Kış geldi. Eşref Paşa son darbeyi ilkbaharda vuracaktı. Fakat Eşref Paşa’nın uçağı düştü, şehit oldu. Hemen ardından Turgut Özal PKK ile ateşkes yaptı. Dağılmakta olan örgüt yeniden toparlandı. Tıpkı AKP İktidarı’nın yaptığı gibi.

 

Ve Özal’ın sayesinde toparlanan PKK Bingöl’de 33 askerimizi şehit ederek, K.Irak’ta olması gereken çatışmayı Türkiye’ye taşıdı. Bunların canlı tanıklarından biri benim. Bir başkası Binbaşı Cem Ersever’di.

 

TÜRK MİLLETİ TEHDİT ALTINDA

“Çözüm Süreci” ile “Büyük Suikast”in ilgisi nedir?

 

“Çözüm Süreci” dedikleri yüzyıl önce başlatılan “Kürdistan siyaseti” sürecidir.

 

Bedirhanoğlulları isyanı ile Türk tarihine yazılmış, Seyit Abdülkadir isyanları ile devam eden, içinde Halid-i Nakşi Tarikatı’nın şeyhlerinin de olduğu bir süreç.

 

Bununla da kalmamış, Türk siyasetine yön vermiş. Adnan Menderes’ten itibaren, Korkut Özal, Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Cüneyt Zapsu, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Recep Tayyip Erdoğan Halid-i Nakşi Tarikatı’nda yetişmiş müritlerdir.

 

İnsanlar her iktidarı kendi döneminde değerlendiriyor. Oysa bu, 50 yıllık tarihsel kökeni olan, fiilen Özal ile başlatılan, Çiller ile devam eden, son olarak Tayyip Erdoğan İktidarı ile yeniden güçlendirilen PKK’nın silahlı güç olmasının yanısıra siyasi güç haline getirildiği, PKK’nın Güneydoğu Anadolu’da devlet içinde devlet haline getirildiği bir süreçtir. Erdoğan döneminde Barzani yönetimi meşrulaştırılmıştır.

 

Bunlarla da sınırlı kalınmamıştır. AKP döneminde Türkiye’nin yeraltı ve yer üstü zenginlikleri özelleştirme süreci ile yabancıların eline geçmiştir. Türk Milleti gırtlağına kadar borçlandırılmıştır.

 

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütünü ile ele geçirilmektedir. Türkiye’yi Bizans zihniyeti ile yöneten zihniyet her şeyimizi elimizden alıyor.

 

Yüz yıl önce başlatılan Büyük Suikast son aşamaya gelmiştir. Tüm samimiyetimle söylüyorum; Türk Milleti ve Türk Yurdu tehdit altındadır. Geleceğimiz, çocuklarımızın hayatı tehlikededir.

 

Bu bir rövanş olarak görülüyor. 1071′den, Sevr’in bozulmasına kadar yaşananların rövanşını almak isteyenler ile Cumhuriyet karşısında rövanş almak isteyen Atatürk düşmanlarının işbirliği yaparak yürüttükleri bir süreç bu.

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu Hükümeti’nin zaman zaman ABD ile PKK ve BDP ile restleştiğine, bazen hayli sertleşen tartışmalara tanık oluyoruz. Öyle ise tüm bunlar bir tiyatro mu?

 

Açık söylüyorum; bunların hepsi tuzak. Bizim Türk Milleti’nin analizini yapmışlar. “One minutes” gibi laflar ile ABD ve İsrail’e kabadayılık yapıldığında kamuoyunda sempati topladığını düşünüyorlar. Buna diyorlar ki; “Erdoğan sen istediğin gibi konuş kardeşim ama bizim dediklerimizi de yap.” Bugün Erdoğan siyaseti Amerika’nın, İsrail’in, Avrupa’nın ve Rusya’nın binlerce yıl arayıp bulamayacağı siyasettir.

 

IŞİD SURİYE KÜRDİSTANI İÇİN BAHANE Mİ?

Son dönemde Kobani Savaşı ve protesto olayları ekseninde yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bugün Kobani’de olanlar bundan 26 sene önce Halepçe’de yaşandı. Saddam’a kimyasal silah sattılar. Bu silahları Irak’ın kuzeyindeki peşmergelere karşı kullanmasına ortam hazırladılar, teşvik ettiler. Saddam kimyasal silah kullanınca dediler ki; “Burada bir Kürt sorunu var. Uçuşa yasak tampon bölge lazım” dediler, Kuzey Irak’ta Kürdistan’ı kurdular.

 

Şimdi aynısını Suriye’de yapıyorlar. IŞİD’i yöneten Amerika’dır zaten. Orada IŞİD eli ile vahşet yapılıyor. Bu ortamı taratıp, “Suriye’nin kuzeyinde Kürt sorunu var” diyecekler ve aynı senaryoyu yürürlüğe koyacaklar.

 

Ama Başbakan Ahmet Davutoğlu “Ben tampon bölge demedim. Güvenli bölge oluşturulsun dedim” diyor.

Hiçbir fark yok. Aynı şey. 1991′de Kuzey Irak’ta ne yaşanıyorsa bugün Kuzey Suriye’de o yaşanıyor. Amaç Suriye’nin kuzeyinde “Batı Kürdistan”ı kurmak.

 

IŞİD’İN İPLERİ KİMİN ELİNDE?

IŞİD hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

Elimizde İsrail’in bir siyonist projesi var. Ta 1982′den beri adım adım uygulanıyor. İsrail kurulduğu günden itibaren Araplar ile savaştı. “Müslümanlar birleşirse beni yok eder” endişesi yaşıyor. O nedenle müslümanların birleşmemesi, parçalanması İsrail’in işine geliyor.

 

Aynısını tehdit olarak Suriye’de yapıyor. Ama Yahudi-Müslüman çatışması olmaması için başka vasıtaları kullanıyor. Müslümanı müslümana kırdırıyor. Kandırılmış insanları biraraya getirerek müslümanları kendi arasında savaştırıyorlar.

 

Ben IŞİD militanlarının bunların farkında olduklarına inanmıyorum. İpler ABD, Avrupa ve İsrail’in elinde. IŞİD denilen budur. Bu örgütün vazifesi Irak ve Suriye’yi parçalamak ve bu ülkenin kuzeyinde Kürt sorunu yaratmaktır. Bu algı uluslararası camiada yerleştiği anda PYD-IŞİD çatışması duracak.

 

Peki sizce Türkiye dile getirdiğiniz “Büyük Suikast”ten nasıl kurtulur?

 

Demokrasiye, hukuka, anayasaya saygılıyız. Anayasanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve Türk Milleti’nin geleceğini teminat altına alan hükümleri var. AKP siyaseti Türk Devleti ve Milleti’nin varlık ve bekasını fiilen tehlikeye düşürüyor. Bu suçtur.

 

Duruma el koyması gereken TBMM var. Gerçekçi olursak, çoğunluğun AKP’de olduğu meclisten bir sonuç almak mümkün görünmüyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı var. Buradan onlara suç duyurusunda bulunuyorum.

 

Eğer yine sonuç çıkmazsa geriye Türk Milleti kalıyor. Çünkü anayasayı korumak Türk Milleti’nin görevi ve hakkıdır.

 

Çünkü çocuklarımızın hayatı tehdit altındadır.

 

Erdal Sarızeybek

 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ