Reklamlar
Anasayfa » Haber
08 Aralık 2016 ( 2380 görüntülenme )

ATATÜRK Ankara'da! Bakınız Kimler Karşıladı!

29 Aralık 19019, Atatürk'ün Ankara'ya gelişi...
 
ATATÜRK'ÜN ANKARA'YA GELİŞİ 27 ARALIK 1919

Heyet-i Temsiliye, 18.12.1919 günü Sivas’tan yola çıktı.
 
Kayseri-Mucur-Hacı-Bektaş-Mucur-Kırşehir-Karaman-Beynam Köyü üzerinden, 27 Aralık 1919 Cumartesi öğleden sonra Ankara Dikmen sırtlarına gelindi. Dokuz gün­lük yolculuk boyunca inceleme ve görüşmeler için Kayseri ve Mucur’da birer gün kalınmış, yedi gün yolda geçmiştir.
 
Üç otomobille Ankara’ya gelen he­yette şu isimler yeralmaktaydı;
Birinci otomobilde M. Kemal Paşa, Rauf (Orbay) Bey, Heyet-i Temsiliye istişari üyesi Ahmet Rüstem ve Yaver Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer);
ikinci otomobilde Heyet-i Temsiliye üyesi Mazhar Müfit (Kansu) ve Hakkı Behiç Beyler’le Sivas Kongresi Delegeleri İbrahim Süreyya (Yiğit) Bey ve Sekreterler;
Üçüncü otomobilde Dr. Binbaşı Refik (Saydam) Bey, Hüsrev (Gerede) Bey ve hizmetliler.

Kafile ilk olarak
, kendilerini Gölbaşı ile Şehir arasında bekleyen Vali Ve­kili Yahya Galip (Kargı) Bey ile, 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’nın ya­nında durdu. Mustafa Kemal Paşa otomobilden inerek karşılayıcılarla görüştü daha sonra onları otomobiline alarak şehre doğru yollarına devam ettiler.

Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya girişi ve heyete tahsis edilen Ziraat Mektebi’ne kadar durumunu bizzat Paşa’nın yanında bulunan Mazhar Müfit, şu şekilde tasvir etmiştir;

O sabah ajanslar ile Mustafa Kemal Paşa’nın geldiği haberi herkesi bildi­rildiği gibi, bir taraftan da sabahtan itibaren davullar ve zurnalarla bütün An­kara halkı karşılamaya hazırlanmıştı.
“Çankaya ve Dikmen tepelerinden güzel sesli hafızlar ezan ve salat okuyorlardı. Ve köylerden birçok atlı ve kağnı arabalarıyla binlerce halk Ankara’ya gelmiş; öğleye doğru “geliyor” diye tellallar bağırmış, seçilen atlı alayı Ulucanlar’dan Hacıbayram Camii’nin önünde toplanarak dini tören yapılmış; yedi yüz piyade, üç bin atlıdan teşekkül eden bir seymen alayını Ankara’da bulunan dervişler takip ediyor”.

Bunların arkasında bütün esnaf ve ondan sonra da okul öğrencileri yürü­yorlar
. Okul öğrencileri İstasyon Caddesi’ne, seymen alayının bir kısmı Dik­men bağlarına, bir kısmı Çankaya bağlarına, Kızılyokuş eteklerine ve diğer bir kısmı da istasyon yoluna dizilmişti. Jandarma ve yirmi kadar polis de bu­rada idi.

Halkın bir kısmı Namazgah tepesine ve diğer kısmı Yenişehir’in bulundu­ğu yerlere ve İstasyon yoluna sıralanmışlardı.

Ankara Şehri namına karşılama heyetinde
Müdafaai Hukuk Cemiyeti aza­sından Müftü Hoca Rıfat Efendi, Binbaşı Fuat Bey, Kınacızade Şakir Bey, Aktarbaşızade Rasim Bey, Toygarzade Ahmet, Ademzade Ahmet, Hatip Ahmet, Kütüpçüzade Ali, Hanifzade Mehmet, Bulgurzade Tevfik Beyler vardı.

Dikmen bağlarının eteğinde bir çeşmenin önünde Eskişehir Mebusu Emin (Sazak) ve Ankara eşrafından Naşit Efendi ve arkadaşları bekliyordu.

Yirminci Kolordu Kumandam Ali Fuat Paşa ve Vali Vekili Yahya Galip Bey, Emir Gölü’ne yani Gölbaşı’na kadar gelmişlerdi.


Biz tam, üçü on geçe Kızılyokuştan iniyorduk. Yolda Paşa’ya yetiştiğimizde Paşa, Rauf Bey’le beni otomobiline almıştı. Oradan başlayan karşılamada “yaşa” sesleri, alkışları arasında ilerlemekte idik.


Çankaya ve Dikmen tepelerinden güzel sesli hafızlar ezan ve salat oku­yorlardı. Kızılyokuş’ta iki kurban kesildi,
o zaman tamamen boş bir yer olan Yenişehir’de reji memurlarından Salamon Efendi isminde bir zatın ahşap, kü­çük bir evi vardı. Oraya gelince seymenler tarafından bir dana kurban edildi.

Karşılama heyeti ve memurlar burada idiler
. Paşa otomobilden inerek hep­sinin hatırını sordu ve ellerini sıktı. Daha ileride yedi yüz kadar zeybek kıya­fetinde, ellerinde palalarla dizilmiş gençleri gördük. Paşa bunlara “Merhaba” diye selam verdi, cümlesi “sağol” diye karşılık verdiler ve şöyle bir konuşma geçti:

Mustafa Kemal Paşa
- Arkadaşlar, buraya niçin geldiniz?

Gençle
r- Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik.

Gençler
- And olsun! Mustafa Kemal Paşa-Var olunuz.

Bu sırada binlerce halk da “yaşa” sesleriyle, alkışlarıyla ortalığı çınlatı­yordu
. Nihayet İstasyon yoluna sapıldı. İstasyon meydanında jandarma ve polisler de dizilmişlerdi. Bunlar da selamlandı. Biraz sonra da kız ve erkek mektep talebeleri arasından geçerek Halk Partisi binasının önüne geldik (Şimdi B.M. Meclisi Müzesi).

O zaman bu bina Fransız karargahı idi. Fransız bayrağı çekilmişti
. Fran­sız Yüzbaşısı Doburazo pencere önündeki boşlukta bize bakarak gülüyordu. Binanın karşısındaki bahçede çadırlar kurulmuştu; Fransız askerleri vardı. Onlar da hayretle bize bakıyorlardı. Çok sürmedi; bu bina, Meclis binası oldu ve Türk bayrağı çekildi ve cumhuriyet hükümetinin kurulduğu bir yer oldu.

Alkışlar ve türlü türlü tezahürat ve dualar arasında hükümet meydanına geldik.


Yahya Galip Bey bir nutuk ile “hoş geldiniz” dedi ve hariciye memurla­rından Fahrettin Bey heyecanlı bir nutuk söylemeye başladı.


Hava güneşli idi,
fakat kuru bir soğuk şiddetle ortalığı donduruyordu.

Mus­tafa Kemal Paşa
, orada dizilmiş olan kız talebelerin üşüdüklerini düşünerek, çocukların gitmelerini Vali Yahya Galip Bey’e söyledi.

 Yahya Galip Bey, “Yal­nız çocuklar değil, biz de donduk diyerek hatibe “Bey birader, biraz kısa kes, titriyoruz” dedi.

Hatip bey de heyecandan zaten nutkun ilerisini getiremeyerek kesmeğe mecbur oldu. İlerisini getiremeyerek değil, o sırada kendisine bir öksürük arız olduğundan nutka devama imkan kalmamıştı. Sonra hükümet konağına girdik.

Vali odasında bir müddet istirahatle çaylar içildi. Isındık. Kolordu ziyaret edildi. Otomobillere binerek, bize tahsis edilen, şehrin dışın­daki Ziraat Mektebine gittik. Bir tepe üzerinde olan bu bina bize hayli müd­det karargahtık vazifesini yaptı.

Ali Fuat Paşa hepimize birer oda tahsis etmiş, isimlerimiz odaların kapısına yazılmış ve hastabakıcılarla hizmetçiler konul­muş, istirahatımız temin edilmişti.
Bu binanın üst katına çıkınca sağdaki bi­rinci oda bana, koridorun sol tarafı nihayetinde büyücek bir oda da Mustafa Kemal Paşa’ya ve benim odamın, sağ tarafındaki odalar da Rauf Bey’le diğer arkadaşlara tahsis edilmişti.

Odamda bir küçük demir kasa vardı
. Diğer odalar da hemen bu şekilde olup yalnız kasa benim odada olup diğerlerinde yoktu. Çünkü heyetin parası ve hesabı bende idi. Akşam oluyordu. Hizmetçi kadın, Mustafa Kemal Paşa tarafından yazılmış bir kağıt getirdi. Bu bir müsvedde olup imzalanacaktı. Bu müsvedde Ankara’ya varışımızı bütün teşkilata bildiren bir telgraftı. 

Şöyle yazılmıştı:

Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya hareket eden Heyet-i Temsiliye gü­zergahta ve Ankara’da, büyük milletimizin sıcak ve samimi tezahüratı vatanseverlik içinde bugün şehre geldi. Milletimizin gösterdiği bu birlik ve kararlılık örneği, memleketimizin geleceğine güven konusundaki inançları sarsılamaz bir şekilde güçlendirici niteliktedir. Şimdilik Heyet-i Temsiliye’nin merkezi An­kara’dadır.

Saygılar sunarız Efendim! Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal.”


Bu telgrafta “Şimdilik Heyet-i Temsiliye merkezi Ankara’dır” diyorduk; halbuki biz çok evvel, yani Sivas’ta Ankara’ya gitmeği ve Ankara’nın daimi merkez olmasını kararlaştırmıştık. Fakat bu keyfiyeti, yani merkezi hükümet olmasını gizli tutuyorduk, çünkü ilan zamanı henüz gelmemişti. Malûm, Mus­tafâ Kemal Paşa, zamanı gelmeden hiçbir şeyin kuvveden fiile gelmesini iste­mezdi. Her kararın bir zamanı olduğuna inanıyordu ve bu prensip idi ki, bizce de bu prensibe tamamen riayet edilmiştir.

SONUÇ


Ankara’nın Milli Mücadele’nin merkezi olarak seçilmesi doğru ve isabetli bir karardır.
Çünkü Ankara, Anadolu’nun merkezi konumundadır. Anadolu şehirlerini birbirine bağlayan yollar kavşağında yer almaktadır.

Diğer taraf­tan
işgal altındaki Batı Anadolu’yu ve İstanbul’u kontrol altında tutabilecek stratejik bir mevkidedir. Ayrıca Ali Fuat Paşa’nın kumandasındaki 20. Kolordu’nun Ankara’da bulunması, bölgenin güvenliğini sağlamış olması açısından önemli bir unsurdur.

Bunun yanısıra
Ankara halkının Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye’ye maddi ve manevi bakımdan destek vermeye hazır ol­ması Ankara’nın Milli Mücadele’nin merkezi olarak seçilmesinde önemli bir paya sahiptir.

Sonuç olarak 27 Aralık 1919’dan sonra meydana gelen gelişmeler Anka­ra’nın Milli Mücadele’nin merkezi seçilmesindeki isabeti ortaya koymuştur. Artık Ankara, Atatürk’ün Sine-i Millete dönüş düşüncesinin gerçekleştiği ve doruğa ulaştığı mekandır. Dolayısıyla Ankara, bir harekatın bedeni ve büyük bir fikrin sembolüdür.

Dr. Edip Semih Yalçın

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Almanya'dan Türkiye'ye SOĞUK MESAJ! Türk Telekom'a FETÖ Operasyonu! HDP'li Adaydan Korkunç İtiraf: Parti Tüzüğünde Ermeni Soykırımı Var Bu Akademisyen Bu Tuhaf Tuhaf Mesajları Kime Veriyor?

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Rusya'dan Yine Tehdit!